Sabahın rengi bu mudur? Yanlış yerden bakıyorsun yine, karartmışsın renkleri kendine… Yaz olsun kış olsun, yağmur ya da kar farketmez. Sabahın rengi beyazdır, pembedir, al kırmızı ya da yeşil… Canlıdır, pırıl pırıldır… Sabah başlangıçtır, ümittir, “vira bismillah” dır. Şükürdür… Bugün de gözlerimi açtım, bir günü daha karşıladım, bakalım neler var nasibime diyerek heyecan duymaktır. İnsan nisyandan geliyormuş gerçekten, ne çabuk unutuyorsun…

Bak hep kainattan söz ettim, kişisel bir şey yok sözlerimde, şahıslar yok, dünyanın koşturmacası yok. Ama güzelim sabahı bunlar yüzünden kararttın, bunları bildiğin halde yaptın. Üstelik bu kaçıncı, sen iyice alıştın zahir için batını yaralamaya. Sen kaybedersin, öyle bir hale gelirsin ruhun tepinir içinde, duyamazsın. “…Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok…” Aman deyim sakın unutma, çerçeveletip astığımız, boynumuza künye diye taktığımız sözlerden imtihan oluyoruz… Sağına, soluna bakmadan yürü… Dosta rastladın mı selam ver, sarıl… Biraz etrafı oku, ne güzel yaratmışsın de, biraz da öyle yap virdini… Hiç bir şeyi atlama, hakkını ver ama yolundan da ayrılma… Takılıp harflere sakın manayı kaçırma… Çok mu üst üste geldi? Hani hep yaparsın ya, çık yüksek bir tepeye haykır… Yalnız sensin, gerisi gayrı……………………..

Sabahları karartmak, daha yaşamadan günü tembel işi, nefsinin oyununa gelen gafil işi. Haydi Bismillah… Sabah, yeniden…