Panjurların çengelini açıp, kapakları itti. Manzara harika, hava mis gibi. Birkaç nefes çekti içine sonra pencereleri kapattı.

-Kahvaltıyı bahçede yapmayı unut, hava yine de soğuk güneşe aldanma.

Ömer, Talia’ya yardım için mutfağa yöneldi. Havalar ısınmaya başladı mı, cumartesi sabahı erkenden vapura atlayıp soluğu Büyükada’da alıyorlardı. Kafa dinlemek için, tazelenmek için çocukluk ve ilk gençlik yıllarının geçtiği bu yerler ikisine de çok iyi geliyordu.

-Bahçeye çıkamıyorsak, masayı pencerenin önüne çekelim o zaman. Şu elektrikliyi de yakalım biraz.

Bu evi, Ömer’in babası İstanbul’a yerleştikten kısa bir süre sonra denizi çok seven annesi için almış. Gaziantep’ten gelip işleri de iyice yoluna koyunca, senin için deniz benim için bahçe diyerek yazları Büyükada’lı olmuşlar. Her yıl okul tatil olur olmaz gelmişler, Ada halkıyla ve komşularıyla hemen kaynaşmışlar. O zamanlar Ömer henüz üç yaşında, ablası da ilkokula yeni başlamış.

-Vayy! Effie teyzenin bademli un kurabiyesi. Bakıyorum çok hamaratız.

-Adaya gitmek deyince aklıma ilk gelenlerden biri Effie teyze, ne çok emeği var bizde. Bu kurabiyelerle büyüdük neredeyse, onunkiler gibi olmaz tabi. Effie teyze çok tatlıydı… Adını sanki bilerek koymuşlar. Heyecanlı, hızlı konuşması, sesinin tonuna göre değişen yüz mimikleri, el-kol hareketleri. Ben bazen onu seyrederken öylece kalırdım. Beni hipnotize ediyordu sanki onun senkronize halleri. Şimdi geçerken baktım, bahçesini ot bürümüş, torunlar pek gelmiyor herhalde.

Effie teyze, Büyükada’nın eskilerinden, tam da Talia’nın anlattığı gibi. Anaç halleriyle herkese yetişen, bir latife iki kahkaha şen bir hanım. Rum ama töresine, dinine saygısıyla, sevgisiyle has bir Türk vatandaşı. Dedelerinden beri öyle görmüşler, her iki tarafta sensin dememiş. Tepedeki Hamidiye Camii yaz ramazanları dolar, taşar. Effie teyze soğuk limonataları hazır eder bahçesinde, çünkü bilir ona uğramadan geçmezler bu sokaktan. İftar davetleri, bayramlaşmalar, Effie teyzenin yortusu, paskalya orucu da hep karşılıklı takip edilir. Herkesin ibadeti kendine, sevabı amel defterinedir ama orta noktada buluşulur; SEVGİ. Ömer’in babaannesi hayatta iken sık sık Effie teyzeye Kur’an’dan söz açar, nazı geçtiğini bildiği için, cennete gidersek orada da komşu olalım hadi gel diyerek takılırmış. Onun bu takılmalarına kızan oğlu ile gelinine de, emri bil maruf nehyi anil münker benim görevim bu, karışmayın dermiş.

-Şu sokaktan ne kayardık kışları kar yağdığı zaman. Tahta parçasını bulan üzerine oturur, taa aşağı yola kadar. Sen yoktun tabi ama buranın kışı en az yazı kadar güzel. Şimdilerde daha mı güzel? Bak sessizlik, temiz hava… 

Talia bir kurabiye daha aldı, çocukluk anılarından bahsederken diyet yapılmaz diye geçirdi aklından. Talia’nın babası öğretmen olarak atandığı Büyükada’da uzun yıllar kalır, iki çocuğu da burada doğar. Yazın yazlıkçı komşuları, kışın ada halkı hep hareketli ve renkli geçer günleri. Annesinin tecrübesiz yıllarında komşuları ve tabi Effie teyze hep yanlarındadır. Annesi ilk çocuğuna şanslı, kısmetli olsun diyerek Talia adını verir. Kendi dini bayramlarının adı da talia olan Effie teyze, torunu gibi sever ellerine doğan bu bebeği.

-Çocuğumuz olunca da gelir miyiz hep böyle, kaçar mıyız sık sık? diye sordu Talia.

-Çocuklarımız olursa sık sık gelmeyelim, kalalım burada derim. Al işte, tablet, bilgisayar getirmedim ama tweet geldi şimdi. İstiklal’de bombalama olmuş. Parayla alınmaz, satılmaz birbirini sevmeyi başaramadı şu dünya. Sabahtan beri çocukluk anılarımızla yüzümüz gülüyor, çocuklarıma yüzünü gülümseten anılar bırakamadıktan sonra.

-Sen, ben, bizim gibi düşünenler az değil. Bence çok var bu konuları konuşan, hem de her yaştan, her kafadan. Sevginin yanına ne yakışır, öyle düşün. Niye okuyoruz, niye düşünüyoruz, niye yaşıyoruz? En basitini düşün, kendin söyledin parayla alınmaz, satılmaz. Bize sevgiyi öğrettiler, gösterdiler mutlu olduk. İnadına yaşayacağız inadına öğreteceğiz sevgiyi, basit düşün…

Gün boyu büyüdükleri ortamdan, farklılık gibi görünen her özelliklerinin aralarındaki sevgiyi, bağlılığı güçlendirdiğinden söz ettiler. Bunlar konuşulan şeyler değildi, hep yaşamışlardı ama şimdi öğretmek de gerekiyordu inadına yaşayarak… Sevgiyi yaşamak gerek bazen hissetmek bazen de öğretmek için…