Bir bebek dünyaya gelir, nöbet şekerinden lohusa şerbeti yapılır. Karanfil, tarçın aromalı hem lezzetli hem şifalı, üzerine de kahve içilir. Bebeğin evlenip, bebeği olduğu günler hayal edilerek…


Bayramlarda ağız tadı, kahve ile tamamlanır. En kısa ama derin sohbetlere bir fincan kahve eşlik eder. Kahvaltı ederiz, üzerine bir kahve keyiftir. Akşam ailece yemek yenir, üzerine bir fincan kahve sıhhattir. Ama kızımız ama oğlumuz, gönül kimdeyse istenir, kahve ikram edilir. Bir bebek dünyaya geldi, büyüdü, yuva kurdu. Çoktan 40 yıllık hatır oldu…

Bunların hiçbirini mocha, latte, macchiato, cappuccino, espresso, americano ile yapamazsınız. Evet, filtre kahvenin ya da iyi bir granül kahvenin kokusunu takip ederek adres bile bulabiliriz. Sütlü-sade içiyoruz, sevdik. Diğerleri de iyidir, hoştur ama bizimki başka. Türk kahvesi başka…

Adına şarkılar, şiirler yazılmış… Cezve, fincan, kaşık, tepsi kahve sayesinde, mutfakta ayrı bir yer edinmiş. Bu kadar aza, bu kadar çok anlam başka bir içeceğe vermemişiz. Kahve de vefalı dost, nelere iyi gelmiyor ki…

*Magnezyum ve potasyum içeriyor. İnsülin salgılatır ve vücut şekeri daha iyi kullanır. Yağ yakımına yardımcı olur.

*Adrenalin seviyesi artar böylece fiziksek performans da artar.

*Alzheimer hastalığına karşı önleyici etki içeren özellikleri var.

*Cildin hücre yenilemesini ve onarımını sağlar, antioksidan deposudur.

*Sindirim sisteminde faydalı bakterilerin artmasına yardımcı olur.

*Depresyona iyi gelir.

*Ağrı kesicilerin etkisini arttırır.

Miktarını abartmadıkça faydası çok. İster sade ister orta-şekerli, köpüklü bir Türk kahvesi yorgunluğumuzu alır. Kahve biter ama sohbeti bazen saatler sürer. Çayı da çok seviyoruz. O zaten aileden ama kahve kırk yıllık dost…

Kahve mi yapıyorsunuz? Benim ki sade olsun, hemen geliyorum.