Yeşilin her tonu içinde yol almak, ciğerlerinize full oksijen depolamak, denizden esen rüzgarla dere kenarında ferahlamak istiyorsanız, Ağva’nın tam zamanı… Kesinlikle, iyi ki gelmişiz diyeceksiniz. Hatta yolda giderken, “Ya buralar da çok güzel, oraya da başka sefer..” diyeceğiniz bir sürü durağınız olacak. Sıcaklar başlayınca nem burada daha çok hissedilir, kalabalık da sevmiyorsanız, şimdi Ağva’nın tam zamanı. Bugün olmazsa da, yakın bir zamanda gidin, dinlenin, kulağımı çınlatın…

 

 

Şile yolundan giderken ağaç ve yeşilden oluşan bir deniz üzerinden gidiyormuş gibi hissediyorsunuz, sonra yine ağaçların tünel yaptığı başka bir yol güzelliği. Ben yolculuk diye buna derim. İstanbul’dan Karadeniz kıyısına doğru gidilen bu yol, bitki örtüsü, iklimi ile farklı bir yere gittiğinizi hissettiriyor.

 

Yol üzerindeki köyler, mutlaka uğramanız gereken güzellikler. Evleri, sokakları, çiçeği, yeşili nasiplenmek ister. Pembe güllerin selamladığı Kabakoz Köyüne uğrarsanız fırından simit alabilirsiniz, acıkınca lezzetli bir yolluk olur.

 

Yolda sık sık duracaksınız, mecbur. Çünkü, bakmak öyle bir dinlendiriyor ki insanı.

 

Arkası alabildiğine yeşil küçük bir havzada durunca, dalındaki kirazlarla karşılaşmak çok güzel sürpriz oldu. Yola sarkan bir dalı olsa, yolcunun göz hakkıdır, helal deyip koparacaktım bir tane. Ama dalları doldurmuş, bahçenin içinden göz kırpıyorlar. Seyretmek yetti.

Ağva’ya varınca esas masal başlıyor. Deniz bile bu kadar yeşil arasında maviden yeşile dönüp duruyor. Gelsin, denizde başlayan derede süren tekne turları…

 

Sezonu açanlar olmuş, hazırlıklı geldiyseniz durulacak gibi değil. Hem çok kalabalık değil hem turkuaz sular özlendiğini biliyor, davetkar…

 

Sazlıkların arasından akıp, denizle buluşan iki dere Göksu ve Yeşilçay, burası Ağva. Hem deniz hem dere keyfi, yeşilliklerin içinde hem de…

 

Deniz bisikletinde pedal çevirip, bir uçtan diğer uca Ağva turu. Nehir gezintisi, deniz kokusu, fazla miktarda oksijen. Dikkat diğer bisikletlere, teknelere çarpmayın. Bir tuhaf olduk. Neden acaba?

 

Sohbete dalmış üç ördek, başını çıkartarak yüzen küçük bir su yılanı, telaşlı (evet telaşlı) küçük bir kamlumbağa, seslerini duyup kendilerini görmediğimiz kurbağalar ve kuş sesleri eşliğinde dere boyu yol almak…

 

Kano da iyi fikir, daha hızlı daha suya yakın. Bir daha ki sefere…

 

Suyun gölge tarafından, ağaçların dibinden hatta suyun içinden yükselen ağaçlara takılmadan. Kıyıdan kıyıdan…

 

Bu küçük şirin evi, alıp çantana kaçırasın geliyor. Yok olmadı, sadece evle olmaz etrafıyla da benim çantama sığmaz. Yazdım aklıma…

 

Buraları çok güzel, öyle dinlenmelik öyle içine çekmelik… Karşılıklı iki kıyı arası ulaşımı sağlayan teleferik sistemi ve yüzen dubalar üzerinde kamelyalar var. Her şeyi keyfe dönüştürelim diye düşünmüşler.

 

Gün sona ererken, öbür gelişinizin planlarını da yaparsınız…

Dönüş yolunda İmrenli mevkiinde bu güzel, küçük koyda mola verip zaman varsa güneş batana kadar oturmalı. Düşünmek, hayal etmek, şarkı mırıldanmak, serbest. Ağva yollarına düşmenin tam zamanı…