Arabalarını köy meydanına bırakıp, ele ele tutuşarak taşlı, dar sokaklarda yürümeye başladılar. Her evin önünde durup bakmaktan, sık sık oh! mis gibi hava deyip nefeslenmekten yarım saati buldu ata yadigarı evin önüne gelmeleri. İnsanın bu sessizlik ve sahipsizlik hissi içinde bir zamanlar burada cıvıl cıvıl bir hayat olduğuna inanası gelmiyordu. Yaşlı insanların da bir zamanlar çocuk olduğu, koşup zıpladığı gerçeği unutulur ya, aynı onun gibi…

Sanki sadece kapıya bakarak her şeyi görebilecek gibi öylece kaldılar bir süre. Genç adam,
-Anneannem yazları burada geçirirdi, biz de onu özleyip ziyarete gelirdik. Bazen annemler döner, ablamla biz burada kalırdık. Her şey oyun gibi gelirdi bize, anneannemin bir dediğimizi iki etmemesi, avludaki ağacın altında yediğimiz yemekler hala aklımda. O gidince biz burayı yaşatamadık, bak kapıya kilit de konulmuş. Şu kapının dili olsa neler anlatır kim bilir?  Hadi, avlu kapısından girelim hem önce bahçeye bir göz atarız.

Aşağı doğru yavaş yavaş yürümeye başladılar, ikisinin de aklında kendi çocukluğu vardı. Kapıların dili olsa neler anlatırdı?

Kapıların dili olsaymış, var elbet! Şu kilidi vurmasaydınız üstüme daha ne çok anlatacaklarım olurdu. Ben de sizin gibi bir tazeydim ilk geldiğimde, marangozun elinden çıkıp buraya yerleştiğimde, taş duvarlarla tanıştım ilk önce. Hoşgeldin, biz de seni bekliyorduk dediler. Bu ev bizden sorulur, koruması, ısıtması, soğutması bizde ama sen olmadan da olmaz. Hak verdim, yerime takılınca çok yakıştık birbirimize, aynı sizin gibi. Aramızda hiç sorun olmadı, taşların sert, soğuk yapısına ben ahşap sıcaklığımla hemen uyum sağladım. Ben onlara yaslandım, tamamladım onlar da beni hep tuttular. Ben hiç tamir görmedim ama taşların yüzü bir defa harç gördü, yükleri ağır ne de olsa. Bizim de hayatımız, anılarımız var…

Her şey tamamlanınca, içimde hayat başladı. Bazen çok yorulduk, eğlendik bazen de yine kalabalıklar geldi geçti ama kederlendik. Bu evde hayat devam ettikçe bizim de ruhumuz oldu. Senin anneannen bu eve gelin geldiğinde ilk ben tanıştım onunla. Bir de çivi çaktı ki eşiğime, acıdı mı gıdıklandı mı unuttum. Adetmiş, gelin o evde yerleşsin, bir parçası olsun demekmiş. Bak eşiğimde izi var senin geçmişinin. Yeni gelin ya hep koşarak gelirdi yanıma, çünkü gözü yolda ya eşini bekler ya da annem babam ziyarete mi geldiler diye ümit ederdi. Zamanla olgunlaştı, evin hanımı oldu ama heyecanı eksik olmadı. Bizi de unutmadı, iyice hasta olana kadar açık tuttu, yaşattı bu evi…

İlk geldiğimde ben de gelin gibiydim, ürkek, süslü, güzel, heyecanlı. Oymalı metal kapı tokmaklarımla pek havalıydım, hala gelip sadece onların fotoğrafını çekerler. Diyafon da neymiş, üstteki büyük kapı tokmağı erkekler için, sesi tok ve güçlü. Alttaki ise kadınlar için, sesi ince ve naif. İçeridekiler kapının çalmasından bilirler gelenin kim olduğunu. Güvenlik endişesi ise hiç olmadı, en fazla açık kalırım da koyun keçi içeri dalar diye korkmuşumdur. O yüzden üstümdeki bu kilit bana çok dokundu. Bu kilitten sonra sustum ben, sanki öldüm ben…

Bu tepemdeki kordonları, elektrik kutusunu da yadırgıyorum. İlk zamanlar elektrik yoktu sonradan geldi. Tamam aydınlık güzel, elektrik gerekli ama tam benim tepeme koyup çehremi bozmanın alemi yok. Bir de zil koydular benim tokmaklarım yetmiyor gibi, huu komşu diye seslenip iki tıkladın mı duyururum ben. Ahh… Kapıların dili olsa deyip açtırdılar ağzımı ama şu kiliti açmadan geçtiler. Ateş almaya mı geldiniz, iki gün kalmadan giderseniz darılırım, bir daha da açmam kendimi size. Bir konaklayın, bir uyuyun, uyanın şu evde. Senede bir kaç gün de yeter bize. Yaşlandıkça azla yetinmeyi öğreniyoruz. Sizi yaratan bizi de yarattı, benim de ağaçtır, zerredir özüm.

İçeriden sesler geliyor, avlu kapısından girdiler demek ki. Kapıyı açayım da valizi getireyim diyor hanımına. Hayırlı torun, aferin sana gel bak pervazımda asılı anahtarlar. Rıhtım taşları aydınlanınca ne güzel oldu burası yine. Aydınlık girince içime bir fena oldum, ne çok özlemişim, türkü mü ağıt mı söyleyeyim bilemedim. Bir kapıya bu yapılır mı? Kilit vurulan, açılmayan kapı yaşar mı be çocuk. Hep gel, az da olsa gel. Bak ben sana daha neler anlatacağım. Anneannen yaşıyor gibi olacaksın, sen de mutlu ben de mutlu… Gel dinle bu kapılar neler anlatır…