Takıntılıyız, tutkuluyuz vesselam… Bu cümle yazının sonuna daha yakışırdı ama en son söyleyeceğimizi en başta söylemek gibi de bir huyumuz var. Hep şu meşhur kantarın topuzu ile ilgili bunlar, topuzu kaçırmak ya da kaçırmamak işte bütün mesele bu…

Takıntı ile tutku iki kardeş… Bazen birbirlerine çok benziyor ve karışabiliyorlar ama bazen de biri yaparken diğeri bozuyor o kadar da kötü geçiniyorlar. Artılarımızı, eksilerimizi kendimize kardeş bilip, onlarla iyi geçinmekten ve ara sıra da kulak çekmekten başka çare yok. Vazgeçilmezler, ölçü kaçmazsa hayatın tadı tuzu olurlar. Ama hele bir ölçü kaçarsa, takıntı da tutku da dünyamızı dar eder dikkat!

Annelerimizin evham ya da titizlik diye üzerinde durmadığı haller şimdi oldu obsesif kompülsif bozukluk. Belki yerinde bir tesbit ama hepimiz de terapi görecek değiliz ya. Kendimizin doktoru en azından arkadaşımızın, dostumuzun doktoru olacağız ki hayat devam etsin. Hem bu tür hallerimiz üzerinde durursan büyür, önemsemezsen öyle durur türünden. Fazla çekiştirdin mi gerisi çorap söküğü gibi gelir, sonra uğraş dur artık.

Takıntı dediğimiz şey bazen genetik bazen de biyolojik. Ama içimizde kopan her fırtına, her arıza da olduğu gibi bunda da mutluluk hormonu serotoninin etkisi var. Çünkü serotonin düşünmeyi de etkiliyor, azaldığı zaman bizim düşüncelerimizi de kontrol edemez hale geliyor. Mutlu, kafası rahat insan neye takıntı yapar ki? O halde de yapıyorsa eğer çeksin zaten. Nimetin şükrünü bilmeyen, sefasını sürmeyen ezasına da katlansın. Ama bu takıntı durumu öyle bir şey ki, içeride kopan fırtına değil dışarıda kopan fırtına biraz da. Takıntılının etrafındakilerin vay haline, onların da takması kaçınılmaz oluyor zamanla. Pozitif olmak, şükretmekle mutluluğu arttırmak reçetesi burada da geçerli. 

Nelere takıyoruz? Temizlik en popüler takıntı… Çok temizdirle başlar, çok titizdirle devam eder, evleri yerleri kazıdı temizlikten diye de takıntı haline gelir. Takıntılı, temizlemekten etrafındakiler de temizlenmekten yorgun düşer. Bir şeyleri unutmak ya da yenemediklerinle bu şekilde savaşmak için olduğu bellidir ama gelir içinize yerleşirse işte adı o zaman obsesif kompülsif bozukluk olur. Söylemesi de zordur ama yaşaması her halde en zor. Tam kapıdan çıkarken, ütü açık mı kaldı ya da musluğu kapattım mı türünden düşünceler sık sık geliyorsa kendimizi karşımıza alıp bir konuşmak da fayda var. Olmadı akil bir dostumuzla da dertleşebiliriz. Konuşmanın, paylaşmanın dertler büyümeden faydası çok oluyor. Bu arada gerçekten ütü fişte ya da musluk açık kalmışsa sorumluluk kabul etmem, siz bileceksiniz… Titizlik, tertiplilik, kontrolcülük, kuralcılık gibi pek çok takıntı sınırlar içinde kalırsa zararsız hatta faydalı bile olabilir ama bu işler çok sinsi ilerliyor, masum gelen hallerimiz başımızı ağrıtmasın sonra!

Bir de tutku var, hemen aklımıza aşk geliyor ama gevşemek yok. Ne diyor şarkıda? Ne yaparsan yap aşk ile yap… Tutku, keşfetmek ve sınırlar içinde kalırsa insanı geliştirmek için çok güçlü bir yardımcı ama sınırlar aşılırsa insanın hem kendisi hem de çevresi için güçlü bir tehdit ve tedirginlik sebebi. Bir insana tutku varsa, orada biraz tek taraflı biraz bencil biraz tehlikeli bir durum var. Gözün kör olduğu, gerçeğin tam anlaşılmadığı bir durum. Ama bu aşkın gözü kördür anlayışından daha da ötesi. Seversin kusurunu görmezsin ama tutku da hiç bir şeyi görmemek gibi risk var. Burada da ölçü ve denge, zorlandığımız ve sevmediğimiz matematik işleri…

Nelere tutku ile bağlanıyoruz? Neredeyse her şey tutku haline gelebiliyor. İnternet, sigara, iş, araba, deniz, karşı cins, yakınlarımız… Bunlardan birine tutku ile bağlanmak hayatımızdaki diğerleri etkiliyor ve önem sırasını bozuyorsa kırmızı ışık yandı demektir. Ancak tutkunun verdiği coşkuyu kullanabilenler yaşadı onlar hem kendini hem çevresini mutlu ediyor. Arabanıza tutkunsunuz; park ettikten sonra on kere dönüp bakıyorsanız, küçücük bir çizikte uykularınız kaçıyorsa bu tutku kötü ve gidişat iyi değil. Ama arabanıza bir isim veriyor, ara sıra onunla konuşuyor, direksiyona geçtiğinizde içinizden “hey maşaallah” deyip çaktırmadan okşuyorsanız bir sakıncası yok. Sadece bir araba olduğunu unutmayalım yeter. 

Bunlar gibi daha bir sürü tutkumuz takıntımız var, hayatı güzelleştirmeye yardım ediyorsa baş göz üstüne ama bize ve başkalarına dünyayı dar ediyorsa takıntı da tutku da bizi doktora götürür, kendimize de yazık başkalarına da… 

Final cümlesini girişte söyledim, o zaman her şeyin azı karar çoğu zarar desem nasıl olur? İlginç takıntı ve tutku örnekleri varsa merak ediyorum. Takıntısız ama ölçülü tutkulu günler hepimize…