Bayram bereket, mutluluk herkese… Düşündüren, sevindiren, buluşturan, birlikte olmayı ve kalmayı öğreten, hatırlatan… Arefe gününden başlayan farklı bir havası var bu günlerin. Ramazanda da, kurban bayramında da şükür, tefekkür ve muhabbet var. İnsan ruhuna iyi gelen ne varsa bayramlarımızda var. Dua, ibadet ile tatmin olmuş, huzurlu bir ruh. Paylaşmak, tebessüm ve muhabbetle kaynaşmak, yakınlaşmak…

Arefe günleri de en az bayram kadar coşkulu. Hareket, hazırlık, sevinç vardır, bayram ruhu dokunmuştur herkese. Şimdilerde biraz tatil günlerine dönüşse de, içeride neyin yaşandığı önemli. Bayram sabahları ise bir başkadır. Manevi tarafımıza müjdelerle dolu, kulun Rabbine yakınlaştığı, ramazanda da, kurban bayramında da ferdi olmaktan çıkıp alem boyutuna çıkan bir yönelişle bir araya geldiğimiz zamanlar. Bilmediklerimizin, tanımadıklarımızın duasını aldığımız zamanlar… Kalplerimizin iyice yumuşadığı, başkasının derdiyle dertlenmeyi iyice hatırladığımız zamanlar… Tüm bunlar yaşanırken o bayram sabahının lezzetine doyulur mu? Bayramlarımız var ne güzel…

Bayramlar bize kıymetlisin, yalnız değilsin. Değerlisin, sorumlulukların var mesajları veriyor sanki. Bu kadar güzel mesajları varken, bayramların içeriğini sorgulayan, hafife alan zihinleri anlamakta zorlanıyorum. Çocukluğumda kurban bayramlarında, alınan kurbanlık koyunlara annem hep İsmail adını verirdi. Aklımdan geçirirdim, karagöz, kınalı filan değilde niye İsmail? Sorup, öğrenince tamam dedim. Hz İbrahim Peygamber’in hayatının her aşamasının bugünkü hayatımıza bakan hikmetlerinden biri, oğlu Hz. İsmail’i kurban edecek olması. Teslimiyet… Bir peygamberin elçi olarak tebliğ edebileceği en derin ve büyük hakikat, teslimiyet… İman tevhidi, tevhid teslimiyeti, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadeti dareyni (iki dünya saadeti) iktiza eder.”* insan için de en zor olan bu, çünkü  içimizde hep ben diyen bir nefs ile dizginleri elimizde olan bir şeytan taşırız adeta. Esas Sahibine teslim olan ruh yükünü Ona teslim etmiştir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail koşulsuz teslim olmuştur, “KÜN” emriyle gökten indirilen koç kurban edilmiş, bıçak dahi emri alınca kesmemiştir. Kün feye künİman, teslimiyet…

Kurbanlık koyunlarla arkadaşlık etmek, korkarak elimizle ot yedirmek, daha da cesaret ederek avucumuzdan tuz vermek çocuk hatıralarım arasında.Ama öyle güzel anlattı ki annem, Allahuekber deyip niyet edilen ve kılınan iki rekat namazdan sonra kesilen kurbanlar için üzülmedik. Öğrendik ki bıçak acıtmaz, insanların yararına yaratılan bu kurbanlar tekbirle görevlerini tamamlamış olur. Kurban edilecek hayvana iyi davranılması, temizlik ve düzen içinde kesilmesi ve hakkınca dağıtılmasına kadar bize yön gösteren hükümler var. Ancak Allah böyle emretmişse, başka türlü bu ibadeti yerine getirme alternatifimiz yok. Kendimiz hüküm çıkarma hakkına sahip değiliz. Bağış, hayır, hasen de çok güzel ama kurban ibadetinin yerini tutmaz.Bu tür tartışmalar bir kara delik, bugün kurban yarın günler uzun, aç kalmak zor oruç tutmayalım, dışarıda namaz zor, zaman yok beş değil üç kılalım. Hac, Suudlara para kazandırmak, gitmeyelim onun yerine başka şey yapalım… Daha iyi ve özünü korumak amaçlı yapılan eleştiri ve öneriler tamam ama farzı sorgulamaktan ne Allah razı olur ne de kul.
X hoca, Y hoca dedilere ihtiyacımız yok, her şeye yeten Kur’an-ı Kerim var. Ehil alimlerin yaptığı tefsirler var. Peygamberimizin (sav) sünnetleri ve hadisler var. Başka rehbere ihtiyacımız yok evvelallah.

Begonvil Sokağı’ndan herkese gönülden kurban bayramınız mübarek olsun diyorum. Hayırlı, mutlu bayramlar hepimize. Bereketle, muhabbetle…
Bayram günleri hep dilime dolanan şarkıdır, “Bugün bayram erken kalkın çocuklar..”



*SÖZLER/23.Söz/3.nokta