Küçük kız , saçlarının örgüleri ele veriyor seni. Yoksa bu çaresiz duruş, elleriyle şakaklarını sıkan hayattan bezmiş bu hal, her şeye rağmen dizine yatan kardeşine anaç dokunuş çocuk işi değil… Belli açlıktan, pislikten, ölümden başka dertlerin var senin. Çoğumuzun bilmediği, düşünemeyeceği, seni zamanından önce büyüten hatta yaşlandıran dertler. Şöyle güzel bir yıkansan, saçların yine ipek gibi olsa, bu defa salınmış kalsa sevdiğin renkte bir toka taksak, cıvıl cıvıl elbiseni geçirsen üstüne o da tokanın renginde, çoraplarını gıcır gıcır ayakkabılar tamamlasa… Bir şeyler değişir mi?

Çok geç deme her halinle, çok geç deme şakaklarını tutarak. Temizlenmek, doymak, giyinmek, oynamak istemiyorum artık, yetti deme. Çocuklar demez böyle şeyler, bilmezler. Bildirenleri, dedirtenleri, çektirenleri, sessiz kalanları Allah kahretsin! Biraz daha büyüme, sabret küçük kız, sakın yaşlanma . Hep anneni bu halde gördüğünden onu taklit etmiş ol. Geçti de, arkadaşlarım çağırdı kırılmış oyuncaklarla evcilik oynayacağız de. Ben mahsuscuktan prensesim oyunda de. Sakın yenilme. Allah’ım bunca tükenmişlik arasında çocuk kalmayı becerebilecek misiniz?

Sen küçük delikanlı, ablana sığındın. Onun sertleşmiş ellerinde aradın annenin sıcaklığını belli. Küçücük vücudun, sayılı yaşın, sayısız dert ve kötülüğü sırtlanmış bir çift göz olmuş sende. Bir fotoğraf karesinde bir bakışla nasıl böyle her şeyi anlattın be çocuğum?

Ben bu fotoğrafı gördüm, tıkandım, boğazımda yumru, tenimde ürperti kalakaldım. İnsan, anne, çocuk olarak çaresiz kaldım. Fotoğrafa girip, küçük kızın elini çekip alnından gözlerine bakarak sarılmak, çocuklarıma sarılır gibi bağrıma basmak istedim. Küçüğü öbür elimle kavrayıp, sol yanıma almak, cesaretimi toplayıp beni fersah fersah geçen olgun bakışlarına cevap vermek istedim. Biliyorum ne yanmış, parçalanmış çocuk bedenleri var fotoğraflarda görüp dağıldığımız, ama çaresizlik, vazgeçmişlik, sanki büyümeden yaşlanmış bir çocuk yüzü görmek de çok koyuyor insana. Gecenin gündüzün farkı yoktur artık sıcağın soğuğun da. Bunca yaşanandan sonra tüm zıtlıklar normal gelmeye başlayacak, belki onlarla birlikte kaç nesil daha bu sızıyı yüreklerinde taşıyacak, yitecek… 

Ne yapabilirim? Hep duamdasınız. Dünya üzerinde zulüm gören herkes, özellikle çocuklara yardım et Allah’ım. Onları koru, bu haksızlıklar, zulümler bir son bulsun diye tekrarlıyorum duamı. Sadece dua yeter mi? Duadan sonra amel gelmezse ne kıymeti var. Ne yapabiliriz?

Sadece Suriye’de savaşın 5. yılında 5.6 milyondan fazla çocuğun durumu bu fotoğraftaki gibi. Ülkeden ayrılanların durumu da iç açıcı değil. Belki çoğu cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebek gibi nemli toprakların içinde. UNICEF hep açıklama yapıyor, rapor yayınlıyor, dikkat çekiyor, arkasındaki zengin develerin kulağında kalacak yardımlar yapıyor. Okuduğum bir yazının başlığında çok güzel özetlendiği haliyle ÇIKARDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ise sessizlikle sözde kınıyor.

Suriye gibi daha nereleri var çocukların unutulduğu, çocukların bilerek vurulduğu… Irak, Mısır, Afganistan Başka türlü sömürülen, hayatı çalınan, büyümesine izin verilmeden yorgun hayatlar dayatılan nice çocuk. Ülkemizde ise onlar uzak, önce bana el uzatın diyen bir o kadar küçük yürek. Önce insan ve bir anne olarak farkında olmak, unutmamak istiyorum. Kendi çocuklarıma anlatıp, vicdanlarını ve yardım duygularını taze tutmaya çalışıyorum. Milyarlar verebilsem ne fayda, paranın gücünün yetmediği şeyler olduktan sonra. Fotoğraflar söze gerek bırakmıyor bazen büyümeden yaşlanan, kayıp giden çocuklar için biz ne yapabiliriz?