Hayalimdeki eve böyle bir yoldan varmalıyım… Tozunu, kokusunu almalıyım toprağın ve tüm elektriğimi, stresimi de ona vermeliyim. Yeşilden gözüm kamaşırken çocuksu bir heyecan duymalı ve mavi gökyüzüne de uzun uzun bakmalıyım. Allah’ım bunu hep yapmalıyım, düşünmesi bile nasıl rahatlatıyor insanı. Hayalinizdeki evi düşünün… Hepimizin farklı hayalleri var, belki tercihlerimizi genelde grilerden yana kullanıyoruz ama doğayı, yeşil ve maviyi seviyoruz. Yeşillikler içinde, doğa ile baş başa hayalimdeki küçük evime misafir etmek istiyorum bu satırlarda buluştuğum herkesi…
 
Ana yoldan sapınca toprak yoldan biraz gidiyoruz, kışları yağmurda zor oluyor ama toprak öyle hızlı emiyor ki çamura batıp kalmak yok. Yavaş yavaş ilerliyoruz, bir nedeni yok ama yeşil hep bu etkiyi yapıyor hemen bir sakinlik çöküyor üstümüze, şehirdekinin tam tersi orada da koştur koştur. Etrafımızda bir kaç ev daha var, kapıları açıksa seslenir hal hatır sorarım. Hem eve bir an önce varmak hem de yolunun bile tadını çıkarmak isterim. Hah, evim evim güzel evim göründü…
 
Çok büyük bir yer değil, küçük bir bahçemiz var. Şimdilik arabayı dışarıda bırakıyorum, park sorunumuz yok nasılsa, bahçeyi işgal etmesin. Bahçe kapısı demir, duvarları taş aslında kapı ve çitleri de ağaç olsun istedim ama uzun ömürlü olsun dedik. Neler var hayatımızda düşündünüz mü uzun ömürlü olmasını istediğimiz? Çoğu maddi şeyler, kendi ömrümün uzunluğunu düşünmeden ha bire gelecek zaman planları yapmaya ne çok alışmışız. Ev tam bahçenin ortasında, arka bahçe daha küçük. Önü geniş veranda, bir tarafı da çardak burada sohbet, yemek hatta yazın çok güzel şekerleme yapılıyor. Evin kapısı, pencereleri, panjurlar hepsi ahşap pimapen mimapen istemem dedim. Ahşabın kokusu da dokusu da başka, insana bir sıcaklık veriyor. Ev çok büyük değil, sade ve kullanışlı. Kapıdan hemen salona giriliyor, mutfak da içinde. Hemen sağda kuzine sobamız var, en çok onu istedim. Havalar soğuyunca, dışarıda yağmur ve kar yağarken üzerinde çay demleyip kurabiye pişiriyorum. Kestane yapıp, meyve kabuklarını çocukluğumdaki gibi üzerine koyuyorum her taraf mis gibi kokuyor. Evet biraz zahmetli ama olsun hem keyfi hem sıcağı bambaşka. Evi sade döşedim, acele etmedim hala da eksikler var, yavaş yavaş hepsi yerini buluyor. Salonun iki tarafında birer yatak odası hepsi bu kadar. 

Şekillere çok takılmamak lazım beyaz badanalı, kapı ve pencereleri de mavi boyalı düşünmüştüm ama o tarz daha çok denize yakın ve sıcak yörelerde yapılıyormuş, mavi renk de akrepleri engelliyormuş, ne kadar doğru bilmiyorum. Denize çok uzak değiliz, yazları sabahtan yüzmeye gidiyorum ama deniz kenarlarının curcunasından uzaktayım bunu seviyorum. İtiraf edeyim dalga seslerini özlüyorum bazen. Kuşlara haksızlık etmeyim yaz kış demeden öyle güzel ötüyorlar ki. Gelince hemen mutfağı yerleştiriyorum, çok eşya yok gereksiz kalabalık yok işim çok olmuyor. Ön bahçe hep ekili, toprakla acemice bile olsa ilgilenmek, dokunmak, ona bulanmak bambaşka bir şey. Fideden, meyveye sebzeye duran bahçe ile de konuşuyorum bazen sonra kıyamıyorum yemeye, koparıp birkaç gün öyle bakıyorum. Meyve ağaçlarını duvar kenarlarına diktik, arka bahçede ise küçük bir ardiye ve yeşillikler var. Uykumu çok çabuk alıyorum, sabah uyandım mı bir daha yatmıyorum. Yürüyüş, kitap, bahçe derken saatler geçiyor. Her gün köy kahvaltısı var ama kilo alma derdim yok, öyle konularla uğraşacak vaktim de yok. Kışları bazen saatlerce sobada yanan odunların çıtırtısını dinliyorum. Pazartesi sabahları ise şehre dönüş, bir süre daha böyle çocukların kendi hayatları bir düzene girsin daha çok kalacağım. Şehirden de tamamen kopamıyorum ama bu kadarı bile ilaç gibi geliyor. Doğal, şifalı, huzurlu… Herkesin bir bahçe ve ev hayali vardır, hayallerin fazla detayına girdin mi tadı kaçıyor kendine de okuyana da pay bırakmak gerek. Bu kadarı bile bana çok iyi geldi.
 
Pembe panjuru mu unuttum? Hiç aklımın ucundan bile geçmedi o da güzel ama pencereleri gözü, kapısı ağzı, bacası burnu gibi olup içinde yaşadıkça nefes alan, ben olan hayalimdeki ev bu… Sizin aklınızda nasıl bir ev hayali var?