EFLATUN ÇİÇEK

Çarşamba, Kasım 02, 2016

KADINLARIN-HEPSİ-RENGARENK-ÇİÇEK

Bir kağıda daha iki cümle yazdıktan sonra buruşturup attı. Ayağının dibinde biriken kağıtlar yeşil halı üzerinde otlayan koyunlar gibi göründü gözüne. Allah'ım aklımı koru, biraz daha burada böyle durursam bu kağıtlar martı olup kafamın üzerinde uçmaya başlar. Hem bu kağıt israfı nedir arkadaş? Artistik hareketlerle kağıtları bürüp atmalar, bir A4 topu kaç lira? Sanki bir işe yarıyor, en iyisi güzel bir kahve yapayım kendime de zihnim açılsın.

Ortaokulda yakın arkadaşları ona Platon derdi. Hep platonik bir sevdiği olduğu için bu adı vermişlerdi, bir de dersleri iyiydi, ağzı laf yapardı, kalemi de sağlamdı. Onların yanında filozof gibi kalıyordu, o yüzden bu ad ona çok uymuştu. Mutfakta kahvesini hazırlarken aklına geldi, güldü. Onlar hiç sıradışı olamadılar ben de hiç normalde uzun süre kalamadım diye düşündü. Hep görüştüler çünkü sadece okul arkadaşı değil aynı mahallenin çocukları idiler. O zamanlar sacayak adında bir grup kurmuşlardı, üçü bir araya geldi mi hayallerin ardı arkası kesilmezdi. Belki birbirlerine çok zıt oldukları için iyi anlaşıyorlardı.

Hala görüşürlerdi, biri hariç. En sakin ve ayakları yere basan, gerçeğe yakın hayalleri olan, grubun miskin lakaplısı aralarından en önce ayrıldı. Üniversite bitince çıkan kısmetlerinden birine karar verdi. Çocuk zengin, okumuş, iyi bir ailenin tek oğlu, tek düşündürücü tarafı yaşadığı şehirden ayrılacak olması idi. Ama güzel bir şehirde, imrenilecek bir hayat umarak evet dedi. Hiçbiri ummadı ki bu evlilik kötü gitsin. Hiç ummadılar ki mutsuz olacak, içine atacak dert sahibi olacak. Daha 40 yaşlarında amansız bir tümör ölümünün dışarıdan görünen sebebi oldu. İnancını ve şükrünü son anlarına kadar korudu ama kocasına dargın gitti. Adı Melek idi, annesi adı gibi yavrum diye çok ağladı arkasından, gözyaşları akmasa da sonraları da hep ağladı.

Mutfaktaki masada oturup kaldı...Ah Melek sana miskin dediğim için çok kızıyorum kendime ama en tezcanlı sen çıktın içimizde, en önce sen gittin çok burulduk, ta içimizden vurulduk. O saçlarını sıfıra vurduğun günkü bakışların hep aklımda. Seni üzen kim varsa bu dünyada da ahirette de yansın. Fincanı ne çok sıkmışım, parmaklarım kıpkırmızı olmuş. Sacayak eksik kaldı, topal oldu...

Grubun en güzel ve alımlısı, aklı da gerçekten hep bir karıştan yukarıda olanı süslü Serpil de pek umduğunu bulamadı. Birini sevdi, evlendiler ama demek ki sevdiklerini sanmışlar, ayrıldılar. Sonra duyduk ki 17 ağustos depreminde ölmüş ayrıldığı eşi. Oradan oraya savruldu, yüzü hep güldü ama gözleri değil. İkinci evliliği sevgi değil mantıkla oldu, öyle de devam ediyor. Şimdi gözlerinin içi gülüyor çünkü anne oldu varsa yoksa oğlu...

Ben mi? Ben roman yazacağım hem en normal hem de en sıradışı olarak yaşadıklarımı ve anlatamadıklarımı yazacağım. Romanların hepsi uydurma mı? Ne kadarını doğru yazsam ne kadarını uydursam bir karar versem hemen başlayacağım. Adını buldum bile, "Eflatun Çiçek" 

BU YAZILARI DA OKUYABİLİRSİNİZ

11 yorum

  1. Okul zamanlarında hep oluyor bu sac ayakları. Teker teker dağılıyor bir taraflara. İnsanların yaşayışları da farklılaşıyor büyüdükçe ve beraber olma istedi de pek kalmıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalanlar da can simidi gibi oluyor ama... Can dostu dediğimiz sevgileri yakalıyoruz onlarla.

      Sil
  2. Yazılarınızı +1 yapamıyorum :(Buton yok mu :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayfada yazı bittiğinde yorum kısmı başlamadan bunları da okuyabilirsiniz bölümünün üstünde küçük yuvarlak butonlar var oradan olur diye tahmin ediyorum...

      Sil
  3. Yazın ben takip ediyorum, çıktığında ilk alan ben olacağım inşallah. İsmine de bayıldım Eflatun Çiçek, dilerim her şey gönlünüzce olur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalemden dökülenler yavaş yavaş neden olmasınlar haline geliyor mu acaba? Öyküde, kahramanın bir kahve içimlik zamanda aklından geçenleri yazdım ama belki ihtiyaç ve istektir. Tecrübeli bir kalemden teşvik ve duaya sebeb olması bile yazmak için yeterli. Sevgilerimle..

      Sil
  4. Ne güzeldir okul grupları. Benim de vardı. Beş kızdık biz de. Biri çok uzak ülkede. Diğerleri ayrı kentteler. Biri arada bir "cee" der. Hayatı gidip gelmelerle geçer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukluğundan şimdiye dostluk taşımak gerçek bir şans. Yükünü paylaşmak, çocuk olmak, nazlanmak eski dostlarla oluyor. Ama zaman rüzgar gibi etkiliyor illa ki savruluyoruz biraz. Gurbet de zor mesafeler ama daha yaşlanmadan kendi yaşlarında birinin ölümü de başka bir hayat tecrübesi. Güzel hikayelerimiz olsun dileyelim..

      Sil
  5. Ne güzel olmuş bu anlatım. Başlık zaten çok ilgi çekici. Yaşanmışlık gibi geldi, bir hikayeden çok. Eğer öyle ise Meleğe çok üzüldüm =( ve o zaman inşallah hikayedir dedim. Yüzü hep güldü ama gözleri değil satırı ise beni benden aldı. Yüreğinize, kaleminize sağlık sevgilerimle

    YanıtlaSil
  6. Teşekkür ederim.. Aslında bir kahve içimlik zamanda akıldan geçen hayat kesitini yazdım. Bu tür yazılarda zihnimde kalanlar karışıyordur ama pek kendimle alakalı yazmıyorum bir tane hikaye var o şekilde. Fazla uzun tutmadan kısa anlatıma sığdırmaya çalışıyorum, sıkmamak için. Melek ise tam olmasa da evet öyle bir dostum var. Rabbine kavuştu, benzer şekilde ama daha üzücü bir seyir oldu onun ki. Yazılsa dramatik, yüreğe dokunucu. Bilmeden kurgulayıp yazarsın ama bilerek yazmak istemem.Hangimizin yüzü gülüp gözleri gülmeyen zamanı yoktur ki ancak can dostlarının farkına vardığı? Sevgi ve tebessüm dolu günleriniz olsun hep, sevgiler..

    YanıtlaSil
  7. Evet çok üzücü, Rabbimden Rahmet diliyorum arkadaşınıza 😔. Bir kahve içimine bu kadar güzel bir hikaye sığdırmak da ayrı bir yetenek. Gerçekten öyle değilmi bazen en yakınımız da ailemiz dediğimiz fertler bile farketmiyor gözlerin gülmeden baktığını, kahkahanın ardındaki göz yaşını. Ama işte doğru cümleyi yakalamak çok önemli ya sizde tam bunu yapmışsınız. Yüzümüzün değil de gözlerimizin güldüğünü farkeden dostlar nasip etsin Allahım hepimize 😊. Sevgilerimle ❤💕

    YanıtlaSil

İZLEYİCİLER

FACEBOOK SAYFAM

Google+ TAKİPÇİLERİM