Bir kağıda daha iki cümle yazdıktan sonra buruşturup attı. Ayağının dibinde biriken kağıtlar yeşil halı üzerinde otlayan koyunlar gibi göründü gözüne. Allah’ım aklımı koru, biraz daha burada böyle durursam bu kağıtlar martı olup kafamın üzerinde uçmaya başlar. Hem bu kağıt israfı nedir arkadaş? Artistik hareketlerle kağıtları bürüp atmalar, bir A4 topu kaç lira? Sanki bir işe yarıyor, en iyisi güzel bir kahve yapayım kendime de zihnim açılsın.

Ortaokulda yakın arkadaşları ona Platon derdi. Hep platonik bir sevdiği olduğu için bu adı vermişlerdi, bir de dersleri iyiydi, ağzı laf yapardı, kalemi de sağlamdı. Onların yanında filozof gibi kalıyordu, o yüzden bu ad ona çok uymuştu. Mutfakta kahvesini hazırlarken aklına geldi, güldü. Onlar hiç sıradışı olamadılar ben de hiç normalde uzun süre kalamadım diye düşündü. Hep görüştüler çünkü sadece okul arkadaşı değil aynı mahallenin çocukları idiler. O zamanlar sacayak adında bir grup kurmuşlardı, üçü bir araya geldi mi hayallerin ardı arkası kesilmezdi. Belki birbirlerine çok zıt oldukları için iyi anlaşıyorlardı.

Hala görüşürlerdi, biri hariç. En sakin ve ayakları yere basan, gerçeğe yakın hayalleri olan, grubun miskin lakaplısı aralarından en önce ayrıldı. Üniversite bitince çıkan kısmetlerinden birine karar verdi. Çocuk zengin, okumuş, iyi bir ailenin tek oğlu, tek düşündürücü tarafı yaşadığı şehirden ayrılacak olması idi. Ama güzel bir şehirde, imrenilecek bir hayat umarak evet dedi. Hiçbiri ummadı ki bu evlilik kötü gitsin. Hiç ummadılar ki mutsuz olacak, içine atacak dert sahibi olacak. Daha 40 yaşlarında amansız bir tümör ölümünün dışarıdan görünen sebebi oldu. İnancını ve şükrünü son anlarına kadar korudu ama kocasına dargın gitti. Adı Melek idi, annesi adı gibi yavrum diye çok ağladı arkasından, gözyaşları akmasa da sonraları da hep ağladı.

Mutfaktaki masada oturup kaldı…Ah Melek sana miskin dediğim için çok kızıyorum kendime ama en tezcanlı sen çıktın içimizde, en önce sen gittin çok burulduk, ta içimizden vurulduk. O saçlarını sıfıra vurduğun günkü bakışların hep aklımda. Seni üzen kim varsa bu dünyada da ahirette de yansın. Fincanı ne çok sıkmışım, parmaklarım kıpkırmızı olmuş. Sacayak eksik kaldı, topal oldu…

Grubun en güzel ve alımlısı, aklı da gerçekten hep bir karıştan yukarıda olanı süslü Serpil de pek umduğunu bulamadı. Birini sevdi, evlendiler ama demek ki sevdiklerini sanmışlar, ayrıldılar. Sonra duyduk ki 17 ağustos depreminde ölmüş ayrıldığı eşi. Oradan oraya savruldu, yüzü hep güldü ama gözleri değil. İkinci evliliği sevgi değil mantıkla oldu, öyle de devam ediyor. Şimdi gözlerinin içi gülüyor çünkü anne oldu varsa yoksa oğlu…

Ben mi? Ben roman yazacağım hem en normal hem de en sıradışı olarak yaşadıklarımı ve anlatamadıklarımı yazacağım. Romanların hepsi uydurma mı? Ne kadarını doğru yazsam ne kadarını uydursam bir karar versem hemen başlayacağım. Adını buldum bile, “Eflatun Çiçek”