Sevgili günlük, iyi ki sana yazıyorum yoksa bir adet sabır taşı da olsam ortamdan çatlarım herhalde. Ama bu ev ahalisi beni seloteyple yapıştırır gene bildiklerini okur. Daha güçlü olmalıyım, ama nasıl? Bu ergenlik ne zormuş meğer, ben hiç böyle haller hatırlamıyorum kendimde. Biz kaş göz işareti ile anlardık, en azından anlamış gibi yapardık. Bizimkiler ise  
defalarca konuş, anlamamakta ısrar ediyor. Üstüne ağzını burnunu kıvırıp, bananeci tavırları yok mu? Tamam haksızlık etmiyorum, her devir farklı. SSS kuralı ile sabırlı, samimi, sakin davranmaya devam. Kızıp bağırdığım da oluyor ama sabırla dinlemek, samimi yaklaşmak ve sakin sakin konuşmaya çalışmak zor ama etkili bir yöntem. Ergenliği çocuklar mı anneler mi daha zor geçiriyor acaba? Daha çok yazmak istiyorum ama evde toplanması gereken o kadar çok dağınıklık var ki şimdilik bu kadar. Topla şunları dediğimde sen de toplama öyle kalsın demiyor mu!…

Sevgili günlük, bugün bir şey daha keşfettim. Benim çocuğum sakar değil, ergenlik döneminde en önce el ve ayaklar hızlı bir şekilde büyüdüğünden bu dönem sakarlıklar doğalmış. Kime çekti acaba diye düşünüyordum, hiçbirimiz üstümüze alınmadık bunu öğrendiğimiz iyi oldu. Yüz asimetrisi de bozulurmuş doğru, aynaya bak bak bir hal oluyor. Laf aramızda bana da değişik geliyor, hızlı bir değişim. Sesi, ağzı, burnu, saçı hepsinde isyan hali… Ter kokusuna hiç girmeyelim o da hormonal. Bu abur cubur merakı ve tuhaf yeme alışkanlıkları da işin içine karışınca bazen herkese mandal dağıtasım geliyor. Aşırı iştah ve diyet arasındayız sürekli, şimdi bilemedim akşama tatlıyı iki ölçü mü yapayım, hiç yapmayayım mı?

Sevgili günlük,  handımın oppositi ile bir çarpacağım… Lafıma laf lafıma laf, tamam sabır ama bu kadar olmaz ki, içimde biriken öfkenin enerjisi ile telefonum dakikada şarj edilebilir. O ergenlik döneminde ise benim de savaşmak zorunda olduğum serbest radikaller var ve bu öfkeler yüzünden antioksidan stoklarım tükeniyor. Her defasında ben annemi çok mu üzdüm, ahını mı aldım demekten yoruldum. Hem asi hem hırçın hem huysuz hem dalgın nasıl olabilir insan? GDO’ları mı suçlayım, teknolojizede bu çocuklar vah mı diyeyim? Annemin bana kızınca dediği gibi “Allahümme inna sabirun…” Tamam sakin olacağım, Ona sevgimi ve güvenimi daha çok göstereceğim. Gidip iyi geceler deyip öpeyim koca bebeğimi…

Sevgili günlük, bize bağlı ama bize bağımlı olmayan çocuk nasıl yetiştirilir? Kitaplarda açıkça yazmıyor, arkadaşlar birbirimize soruyoruz ama bu konuda aramızda daha çalışkan yok, çoğumuz sorunun cevabını tam veremiyoruz. Her yerde sıkılıyor, sanki bizden de sıkılıyor. Varsa yoksa ev, odası ve arkadaşları… Akraba ya da aile dostuna ziyarete gitmek ancak bir arkadaş varsa kabul görüyor. Evet desen bir türlü hayır desen bir türlü. “Bizim zamanımızda…” yasaklı cümle olduğu için çıkış yolu da zor. Bir yere gideceksek önceden avukat gibi savunma hazırlıyorum. İkna edilmesi gereken ben değil miyim?

Sevgili günlük, düşündüm de çocuklarım bana bir ayna, kendinden bir aynada ele karışmadan kusurunu görmek ne güzel. Onları hiç bir zaman suçlamıyorum, belki çaresiz kalıp onların büyüme hızına yetişememekten ben hırçınlaşıyorum. En öfkeli anımdan bir dakika sonra kucağıma alıp sarmak istemem bundan. Bugün bir karar aldım, kızdığım kırıldığım ne varsa yazacağım bir kağıda ve üzerinde düşüneceğim. Hemen sesini mi yükseltiyor? Belki ben de kontrolümü kaçırıyorum. Telefonu elinden düşürmüyor mu? Ben konuştuklarımı tam yaşarsam daha etkili olurum. Kimlik arayışı ve bağımsız olma dürtüleri bir yandan çalışkan hormonlar bir yandan zaten şaşkın, ergenlikten sonrası yetişkinlik şimdi bana daha çok ihtiyacı var. Sabırlı bir dost gibi hep yanında olmalıyım çünkü yalnız hissederse bocalar, ben hayatta oldukça hep yanında olduğumu bilmeli. Sevildiğini hissetmek çocukların her yaşta hakkı. Gölge gibi olmalıyım, o yürümeli ben takip etmeliyim. Taa ki benden daha hızlı yürüyene dek…