Fotoğraf albümleri yok artık hani içi kartondan, üzerinde fotoğrafların yerleştirildiği kesitler olan, her sayfanın tül gibi ayrı bir kağıt sayfa ile kaplandığı albümler. Onlar anneanne babaanne evlerinde, çekmecelerde saklı. Yakın zamana kadar kullandığımız çok şık, albenili albümler de yok artık. Fotoğraf bayramdan bayrama, doğum günü ya da düğün dernekte değil her an hayatımızda artık. Fotoğrafları anı olsun diye mi çekiyoruz yoksa fotoğraf için anılar mı türetiyoruz orası bazen karışıyor. Son zamanlarda en trend hobi fotoğraf çekmek olsa gerek. Hobi boş zamanlarda, dinlenmek için yapılır oysa fotoğraf çekmek hayatın bir parçası oldu. Dinlenirken ya da çalışırken, keyif alsak da sıkılsak da çekiyoruz. Kendimizi tutamıyoruz…

İlk fotoğrafçılık deneyimim üniversitede oldu, hocamız Leyla Arsan uzun uzun anlattı. Pratik olarak da limanda balıkçıları konu alan bir kompozisyon hazırlamıştım.Ağları tamir eden balıkçılara, “Amca sen bana bakma, ben öyle çekeceğim.” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Yazısız bir kural, iyi fotoğraf farkında değilmiş gibi çekilir. Sonraları dijital fotoğraf makineleri bir süreliğine popüler oldu. Net, gıcır gıcır fotoğraflar ve cd’ye kaydedip, izleyip, saklama kolaylığı… Fotoğraf stüdyoları, vesikalık, aile fotoğrafı, bebeklik fotoğrafı, kardeşler elele fotoğrafı, nişan-düğün hiçbiri kalmadı neredeyse. Hepimiz fotoğrafçıyız hepsini save ettik, hafızaya kaydettik. Flash bellekler dizi dizi duruyor. Konsept fotoğrafçılığı ise stüdyodan dışarı çıktı. Gelin-damat fotoğrafları şimdi Adalar, Ağva ya da koruluklarda, Gölyazı’da teknede, Alaçatı’da çarşıda mimlenmiş köşelerde çekiliyor.

Fotoğraf sergileri azaldı mı bilmiyorum, instagram onların da pabucunu dama atmış olabilir. Fotoğraf başına kaç saniye düşüyordur acaba? Fotoğraf kadraja sığdırılan, yakalanan an değil sadece, bilerek ya da bilmeden neler katılıyor o kareye… Fotoğrafı incelerseniz o mesajları ve detayları yakalıyorsunuz. Ama şimdi kırmızı kalp sayısı hızı arttırmış görünüyor. Çok akıllı telefonlar ya da diyafram ile enstantane matematiğini öğrendiğimiz bilgisayar kafalı DSLR fotoğraf makineleri bizi fotoğrafçı yapıyor mu? Arkasını flu yaptım, photoshopladım, bir uzun pozlama çektim… Bu işe çok emek verenler, herkes de fotoğrafçı oldu diye hayıflanıyor mu? Fotoğrafa aşık olanlarla hercai gönüllerin fotoğrafları aynı makineden çıksa bile aynı olabilir mi? Bilmiyorum ama ortalık güzel fotoğraftan moda deyimle, yıkılıyor.

Fotoğrafa bakınca huzur buluyorsan, düşünüp tefekkür ediyorsan ya da sadece gülümsüyorsan tamamdır. Aynısı fotoğraf çeken için de geçerli, seyyah ruhun dinleniyor, keşşaf ruhun yeni bir şeyler öğreniyor ya da sadece tebessüm ediyorsan anı yaşarken, hayatı çekmeye devam. Ancak bizim beynimizin dolan hafıza kartını nereye aktaracağız onu düşünüyorum zira bazen fotoğraflara bakarken kırmızı düğmelerin yanıp söndüğünü hissediyorum. Ah şu fotoğraf sevdalıları çok çekti!

Hayat çekilmeye değer, kim söylemişse güzel demiş…