Aynanın karşısında gövdesini geriye çekip, kendine dikkatlice baktı. Sonra yaklaşıp iyice beyaza dönen sakalını sıvazlayıp, çenesini kaşıdı. Gözlerine, sanki daha büyümüş gibi görünen burnuna baktı. Yaşlandım ama beyazlardan bana ne, gıdı olmuşsa kime ne? Yaş olmuş 64, kedim, köpeğim ve yalnızlığımla birlikte oturuyorum diye mırıldandı. Traş olmaktan vazgeçip banyodan çıktı.

Bu kadar hareketli bir hayat, bu kadar sevgi yaşanmışlığı sonrası şimdi seçmediği yalnızlığı ile kalmak bazen zoruna gidiyordu. Çocukluğundan beri hep arkadaşları arasında, aile içinde sevilen biri oldu. Yetenekliydi, bu da Onun ön plana çıkmasını kolaylaştırdı hep. Daha ortaokul yıllarında siyasi görüşleri olan bir çocuktu çünkü abisi 68 kuşağının ateşli gençlerinden biriydi. Hukuk okuyordu ve ideolojisini 24 saat yaşıyordu, evdeki en iyi dinleyicisi de O olmuştu her zaman. Anne ve babası uyarılarla abisinin önünü kesmeye çalışsalar da O bildiğinden şaşmadı ama zamanla duruldu. Hukuğu bitirdi, büro açtı, zengin bir kızla evlendi. Farketmeden kendini zamanında sövdüğü burjuvazinin içinde buldu. Dava adamı hali sadece avukatlığı ile sınırlı kaldı, ünlü bir avukat oldu çok para kazandığı davaları oldu…

Abisinin üniversite yıllarında bıraktığı devrimci ruhu o hiç yaşamadı. Sanatçı ruhluydu, çok güzel resim çizer ve tasarım yapardı. İç mimar oldu, adı o zamanlardan beri usta kaldı. Hem çizimi kuvvetli, yetenekli bir mimar olarak hem de titizliği ile aldığı işler bitene kadar usta-işçi hepsiyle gece gündüz demeden çalıştığı için Ona hep usta dendi. Üniversite bitince, fakülteden sevdiği kızla evlendi. O da mimardı, bir yıl sonra kızları oldu. İnsanın hayat standartı yükseldikçe sanki imkanları onları esir alıyordu. Her istediğini yapabiliyor olmak ama mutlu hissetmemek onları da pençesine aldı ve boşandılar. Ya sisteme uyacaksın ya da hiç girmeyeceksin. Zamanla bunu anladı ama biraz geç kaldı…

Sahile yakın bir bahçe katında, eşinden yadigar kedisi ve emektarı olan köpeği ile şehirde bir kıyı kasabası hayatı yaşıyordu kendince. Banyodan çıkınca çayı demledi, kahvaltısını yaptı. Sürekli ayaklarına dolanan kediye de süt koydu. Pencere kenarındaki koltuğun önüne çalışma sehpasını çekti. Kağıdını, hokkasını, kalemdanını yerleştirdi. Karısı ile tanışmasına da vesile olan hat yazmak Onun için hem maddi bir kazanç hem manevi bir lezzet olmuştu yıllardır. İlk eşinden ayrıldıktan sonra mimarlık işlerini iyice azalttı, çocukluğundan beri tutkusu olan denize daha çok çıkmaya başladı. Bir yandan da yıllar sonra hat öğrenmeye karar verdi. Hat kursunda ikinci eşi ile tanıştı. Hem gönlünü hem kalbini doldurdu eşi. Gönlünü doldurdu çünkü Onu çok sevdi. Kalbini doldurdu çünkü Onunla birlikte cumadan cumaya olan manevi hayatı hayat buldu. Biri dünyadan kaçan öteki dünyaya hep mesafeli duran iki ruh olarak birbirini tamamladılar. Yeteneği ve çevresi ile kısa sürede iyi bir hat ustası olma yolunda hızla ilerledi. Birlikte başlamak ve birlikte büyütmek, devam ettirmek mutluluğun sırrı bu muydu acaba?

Bu evde, karısının kedisi lika ve köpekleri dost ile unutulmaz yıllar yaşadılar. İnsanlığı sorguladığı hayatından, kulluk sorgulaması yaptığı başka bir boyuta geçti eşi ile. Kızıyla da sık sık görüştüler, torunlarını birlikte sevdiler. Her hat yazışı bütün anılarını tekrar yaşadığı zamanlardı şimdi Onun için. Ya sadece dünya ya sadece ukba diyerek yanılgıya düşenlere örnek bir hayat yaşadılar. İkisinin de hakkını verdiler birlikte, ta ki ölüm geçici ayrılık olana kadar. İnsan çok ve gerçek mutlu olursa böyle yalnız kaldığında bile yetiyormuş yaşadıkları bunu da anladı hayatında.

Bir saat kadar aralıksız çalıştı, sonra sehpayı olduğu gibi bırakıp kalktı. Hava güneşli ve durgundu, bu hava kaçmaz dedi hazırlanıp çıktı. Limanda “Gel bir çayımızı iç Usta” diyen balıkçılarla barınakta biraz sohbet etti. Sonra tekneyle Burgaz’a doğru açıldı…