Yaşlıları çok seviyorum… Hepimiz seviyoruz çünkü en kıymetlilerimiz… Annemiz, babamız, dedemiz, anneannemiz… Sevgisiyle, tecrübesiyle iyi hissettiğimiz, mutlu olduğumuz en büyük dostlarımız. Tontonluk hali var yaşlılığın, çocukluğa dönüşün başladığı, biraz korku biraz da gözü pek bir ruh hali, hastalıklar bir tarafa başkalaşımlar yaşanan bir dönem. Çocuk gibi, sözünü esirgemeyen ama istediğini de tutturan bir hal. Annemden  babamdan yadigar yaşlı büyüklerim benim en kıdemli dostlarım. Kapıları teklifsiz açıktır, kucaklamaları de öyle sıcak ve içten. Kaç yaşına gelsen çocuksundur ki öyle olmak ve kalmak herkese nasip olmaz. Derdini anlatırsın zaten söylemesen de anlar, başkalarına der gibi sana dermanlar sunar. Benle daha uzun kal diye dualar edersin içinden. Alzheimer yaşlılığın korkusu oldu, yaşlansınlar ama unutmasınlar bizi…

Hayat her yeni gün neler getiriyor? İşte ben de kıymetlimiz, büyükbabamız sayesinde alzheimer ile tanıştım. Alzheimer adı, soğuk ve sevimsiz. Demans gibi, parkinson gibi ama eskilerin bunama dediğinden farklı bir şeyler var sanki? Bilemedim… Yaşlılığa yakıştırılan unutkanlık, bir dediğini bir daha demenin ötesinde bir durum alzheimer. Beyinde başlayan bozulma ve yıpranma, hızlı ilerliyor ve önüne ne gelirse katıp genişliyor. Unutkanlık ile başlayan bu süreç, düşünme, öğrenme, konuşma, iletişim, günlük yaşam aktivitelerindeki bozulmalarla devam ediyor ve davranış değişikliklerine dönüşüyor. Başka bir insana dönüşme sıkıntısı ile alışkanlıklar arasındaki mücadele, alzheimer…

Alzheimerde ilk evreler aldatıcı, yavaş ve sinsi. Alışveriş yaptığını unutma, namaz kıldığını unutma bazen isimleri unutma. Sonraları zamanı ve mekanı karıştırma. “Burası neresi?”, “Bugün günlerden ne?” Ve hafiften bir depresyon, “Bana ne oluyor?”

Daha sonra, bellek bozukluğunun arttığı ikinci evre. Biraz daha gergin olma ve içine kapanma hali. Konuşmanın gerisini getirememe ya da soruları cevapsız bırakmanın verdiği bir sessizliğe kayış. Gece uykularında halüsinasyonlar ve artan yardım ihtiyacı. Daha düne kadar ara sıra unuttuğu günlük aktivitelerin tamamen unutulması…

Alzheimerde üçüncü evre ise en zor kısmı… İsimlerimizi hatırlamıyor ama bizi çok seviyor, hissediyoruz. Buna duygusal hafıza deniyor. O bizi iyileştiriyor adeta. Sindirim-boşaltım ihtiyaçları bu evrede ya unutuluyor ya da tıbbi destekle tamamlanabiliyor. Aynı durum yeme-içme ve açlık-tokluk duygusunda da kendini göstermeye başlıyor. Aslında bu evrede, unutmanın da ötesinde sanki beyin artık bu komutları vermekten vazgeçiyor. Geçmiş ve depolanmış bilgiler ise hallacın pamuğu attığı gibi bilinç altında bazen hareketleniyor, zaman zaman dışarı atılıyor.

Hep güzel anılar, tecrübeler, nasihatler ve güzel sözler var bizim payımıza düşen. Bir hastalık neler öğretiyor hayata dair? Dün, bugün ne düşündün, ne yaptın, yarın sen onlardan ibaretsin. Bazen sessiz, sakin bazen kızgın sana uzanan bir el. Yardım için, destek için galiba hepsinden önemlisi sevgi için. Sevgi, sabır, destek, alzheimer hastası bir yaşlı ve o yaşlıya bakan diğer yaşlı için en gerekli üç güç. Göz teması kurun, sevgi dolu ve sabırlı olun deniyor Alzheimer hastasının yakınlarına tavsiyeler ise sevgi dolu ve sabırlı olun, göz teması kurun. Ve daha bir sürü uyarı, tavsiye ve reçeteler. Satın alınmayan, bitmeyen, tükenmeyen sadece üçü… Sevgi, sabır, destek ama en önemlisi sevgi.

Alzheimer’ın en etkili ilacı sevgi… Katıksız, yıllanmış, gönül dolusu sevgi… Bütün hastalıklarda olduğu gibi erken teşhisi önemli ama önleyici değil. Bence alzheimerden daha çok korkulacak olan sevgisizlik. Hasta olduğunuzda sevgi ile bakan gözler varsa etrafınızda çok şanslısınız. Zor ama birlikte bu da geçer denir ya da seninle olduktan sonra her şeye varım… Yüreği sevgi ile dolu ise hastanın, size her baktığında gözlerinde gördüğünüz sevgi yeter, yine “bu da geçer…”

Yaşlanmaktan korkuyor musunuz? Alzheimer olmaktan korkuyor musunuz?
Korkulacak olan bunlar değil. Bir kalpte yer bulamamak, bir çift gözün içine sığamamaktan korkmak lazım. Yoksa çocuklaşmış kalplerin içi sevgi dolu ise kime ne?