Arama motoru arkadaş olur mu? Ya da oluyorsa bizim halimiz nice olur? Ama durumumuz bu, en yakın arkadaşımızla bile paylaşmadıklarımızı Google ile paylaşıyoruz. Sır küpü sanki, Google ise elindeki secret gücü ile bilgi sağlayıp, saklamaktan öte neler yapabilir bize? Gizlilik, telif hakkı, sansür konuları en çok eleştiri aldıkları konu ama onlar don’t be evilkötü olma mottosuyla çalıştıklarından üzerlerine alınmıyorlar sanırım.

Başka bir açıdan bakarsak Google bizi kuruttu, bitirdi aslında. O genişledikçe biz küçüldük sanki. Aklımıza ne gelirse tıklayıp, ona soruyoruz. Bugün hava nasıl acaba? Hangi yoldan gitsem, trafik nasıldır? Oradan hangi otobüs geçer? Bugün ne pişirsem? Alışveriş yapayım ama ne, nerede, kaça? Dur biraz laflayalım! Bunun gibi bir sürü soru ve planın yolu Google’dan geçiyor. İnternet kavramını ayrı düşünmek gerek, biri online iletişim yolu diğeri o yolda her yerden karşına çıkan  ve zamanla senin ne istediğinden çok kendi istediğini sana fısıldayan adam. Google amca…

Google etkisi nedir?

Bir zamanlar ansiklopediler vardı, onlar karıştırılarak temiz ödevler yapılırdı. Demeyeceğim, çünkü bilgi yenilenen ve sürekli gelişen bir kavram. Onu da ancak hızlı dönüşüm yapabileceğimiz zeminlerde tutabiliriz artık. Tamam ama leb demeden leblebiyi anlayan, hatta Çorum diyen, bizi bizden iyi bilen dev bir bilgi küpü ile boğuşuyoruz. İşin kolaycılığına kaçıp, aklına her geleni bazen gelmeyeni bile o nasıl olsa bilir diyerek danıştığımız arama motorları hafızamızı zayıflatıyor, bilgiyi değil bilginin tıkladığımız kaynağını aklımızda tutmaya başlıyoruz. Buna Google etkisi diyorlar, ben de diyorum ki hafıza kireçlenmesi yaşıyoruz hepimiz, hem de küresel…

Bir düşünürsek, hafızamızdaki bu kadar bilgi içinde ne kadarı güvenilir, ne kadarı kayıtlı ve ne kadarı da tekrar gerektiğinde kullanılabilir durumda? Bilgi çok ama ulaşım metodundan ötürü bizim değil. İnternette, Google’da saklı. Erişim dışı ve Google olmayan durumlarda error veriyoruz yani insanız ama makine gibi yapıyoruz. Çok teknik, hiç organik değil. Haksız mıyım? Böylesi durumlarda elimiz ayağımıza dolanmıyor mu? Adres bulma yetimiz bile konum atmadan aktif olamayacak kadar tembelleşmedi mi? Google’a çok yüklendim, yarın sayfam açılmazsa bu yazdıklarım yüzündendir. Doğru söyleyeni dokuz yazılım sisteminden kovarlar. Ben de WordPress’e geçerim artık. Ama, yanlışsın burası global köy Google botlarının izin vermediği hiç bir yerde sesini çıkartamazsın diyorsanız, ne yapayım dediklerimin arkasındayım Google’de akıllı olsun!!!

Bilgiç arama çubukları kim?

Google’ın bizi biraz hafıza tembeli ve hazırcı yapmasından çok, arkadaşlarımızı elimizden almasından, boş zamanımızı çalmasından, içimizi boşaltıyor gibi bir hisse kapılmaktan rahatsızım. Kolumuza girip, bana sor bana anlat, ödevini de yaparım diyerek nazikçe çekiştirmesine bozuluyorum. Şu arama çubuğu dile gelse, neler yazıldığını bir söylese… Belli olmaz, arama çubuğuna yazılan tüm zamanların en komik ve ilginç cümleleri şeklinde bir arama çubuğu da oluşur günün birinde. (Yoksa var mı?) Tüm bunları yaparken reklamların, bilinçaltı ve üstü pazarlama tekniklerinin karşısında oturup banner kapamaca oynayarak geçirdiğimiz vakitler de cabası. Yandex Google’ı tahtından edemedi çünkü benzer formattan yürüdü. Ama teknoloji bilmez biri olarak tamamen safiyane olarak diyorum ki, abi havasında, bilgiyi süzerim, seni korurum, ne kadar istersen o kadar bilgi alırsın, her ellini kollunu tıklayan burada olamaz rahat ol diyen bir arama motoru ezberleri bozar. Biraz mafya arama motoru tanımı gibi oldu ama şimdikinin de inisiyatifin hepsini bize bıraktığı söylenemez. Yakında olacak buraya yazıyorum… Ama ne kadar yakın onu bilemem, öğrenmek için de bir yere bakamam. Zaten dijital yayın hayatımı başlamadan bitirmek üzereyim, benden bu kadar!

Tığ işi yapmayı, yufka açmayı bile youtube‘a bakarak öğrenen, makyaj hilelerini arama motorundan takip eden ya da artık kendine özel bir tarif defteri tutmayı bırakan bir ev hanımı, arkadaşlarıyla paylaştıklarının azaldığından söz ediyorsa suçlu kim? Google değil her halde.. (aklım başıma gelip geri adım atmıyorum, iğneyi kendime batırıyorum ki yazdıklarım havada kalmasın…) Bilinç altımızla oyun hamuru gibi oynasalar da, bu hemen olan bir durum değil bu konulardaki obez tavrımız bizi bu noktaya getirmiş olamaz mı? En son ne zaman uzun uzun temiz havada yürüdün? Çocukluk hafızanda arkalara tıkılmış güzelim sokak oyunlarını ne zaman uzun uzun düşünüp de, bunları yaşatmam lazım dedin? Bunlar kendime batırdığım iğnelerden bazıları. Hepimizin en tatlı anıları olan çocukluk oyunlarımızla ilgili. Deneyimli Anne, Çocuklara Alternatif Oyunlar Sunulsun yazısında bu konuya çok güzel değinmiş. Hazır bahar yaklaşmışken, yakan top, köşe kapmaca, istop, dokuz sekiz ve daha onlarca oyun için canlandıralım haydi dersek ben varım… 

Eğri oturalım doğru konuşalım dedim, iyi mi yaptım bilmiyorum. Google çalışma şartları ve insana verdiği değer en üst sıralamalarda çıkan bir şirket. Bir Google çalışanının küçük kızı, defter kağıdına el yazısıyla babasının çok çalıştığını, en azından doğum gününde izinli olmasını istiyor. Google, küçük kıza sıcak bir mektupla cevap, babasına da bir hafta izin veriyor. Kıssa bu, hisseyi herkes ayrı çıkartabilir. Ben de buradan Google’a sesleniyorum (madem her yerde botları var!):

Hi Google, madem her şeyi bildiğini ve insana değer verdiğini söylüyorsun, üstelik Blogger da senin. Bu yazımı milyon tıklat, milyonlar okusun da ben de senin samimiyetine inananayım! Haydi bakalım…