Hıdır Allah seni bildiği gibi yapsın, hiç olmamış ya bu! Kafiyeli mazeretler üretmek seni kurtarır mı sanıyorsun? Herkes en iyisini yapıyor, sunuyor, çekiyor, satıyor, olmadı baştan silip tekrar yazıyor, sen!… Sus, seni kıtır kıtır keserim Hıdır. Bu sinirle bile kafiye yaptım ona da dikkatini çekerim, marifet değil bilesin… Adım Hıdır elimden gelen budur ne demek? Doğrusu da Hıdır değil Hızır, bu kadar laf saydım çarpılacağım ona yanarım.

Gülümseyerek bakarsak, böyle bir durum var. Kendimize ya da çevremize sık sık elimden bu kadar geliyor demek zorunda kalıyoruz, üstelik kendimiz ve çevrenin baskısı yüzünden. Ne olacak bu mükemmeliyetçi ve yetersizlikten yakınan hallerimiz? Bir ölçü sanal gerçeklik, bir ölçü photoshop-filtre karışımı idoller, alabildiğine beklenti. Çok kolay gibi görünen ama işin içine girince yanıldığımız, sonunda da “Adım hıdır elimden gelen budur.” diyerek pes ettiğimiz hedefler. 
Sıradan hayatlar yaşamaktan çekinmeye başladık… Sıradanız, böyle iyiyiz, güzeliz, belki gün gelir sıra dışı ya da farklı bir şeyler yaşarız ama her zaman da mükemmele yakın, normalin üstünde bir yerlerde olunmaz ki. Abartıyorsun diyenleri duydum. Peki, bir bakalım o zaman…

Kadınlar yine yükün ağırını çekiyor… Mükemmeliyetçilik en çok kadınlarda var, mutfaklarda çıta yükseldi, evhanımı bile olsa artık elinde laptopu, sosyal medya hesaplarını takip etmek, son sunum tekniklerini bilmek ve uygulamak gibi bir dolu ek iş var. Klasik ikramlar ile değil netten popüler tariflerle misafir ağırlamak gerekiyor. Kek, kısır, börek mi? Sakın, böyle sıradan çay menüsü mü kaldı? Zaten sofra kuruluyor artık, yakında zigon diyene de kötü kötü bakılacak. O çeşitler öğrenilecek, daha bitmedi çok şık da sunulacak. Bazen yemesi zor olacak, yapanı da yiyeni de strese sokacak belki ama sunum şart. Sıradan olmamalı, şu renkli küçük sandalyelere kurabiyeleri de dizdiniz mi tamam. Sohbet edip, yarenlik yapacaktık hani, o da olur. Herkes yemeden önce sofranın fotoğrafı çekilsin hele, ondan sonra serbest. Çeşit çok ama olsun, yiyelim. Sonra… Sonrası, psikoloji ve diyetisyenlik en popüler meslekler şu sıra, hep koşturup yakalamaya çalıştığımız trendler ve ancak bu kadar yapabiliyorum demek korkusu fibromiyalji, mide ağrısı ya da migrenle teğet geçmiyor her zaman. Bu kadar koşmaya dayanamıyoruz işte! Bilim adamları da şu yiyip yiyip kilo almayacağımız hapı bulamadılar bir türlü. Bir yanda iştah açan tarifler, öbür yanda photoshop-filtre karışımı fotoğraflarla herkesin mankenden hallice ya da mankenlere taş çıkartır kıvamında görüntüleri. Buna sinir mi dayanır? Çalışan bir kadınsanız, çarpın 2 ile… 

Hızır gibi olacağız bu fani halimizle… Aslı yoksa çakması ile, yorulduğumuzu, tükendiğimizi belli etmeden koşturacağız. Gerekirse Twitter da tt, instagramda takipçi satın alınacak, herkes ne yapıyorsa aynı ve daha fazlası yapılacak. Ama herkesin yaptığından olmalı. Malı.. meli.. durumlarımız mükemmeliyetçiliğin sonucu, bilimsel araştırmışlar, bulmuşlar. Tükenmişlik sendromu da yenilerden,  adım hıdır elimden gelen budur diyemeyince içten içten kendini bitirenlerin başına geliyor. Haydi biz neyse, başımızı kurtarırız belki bir şekilde ama çocukların işi zor. Hem çok saf hem çok bilmişlik arasında büyüyorlar. Hem anne babayı takip ediyorlar hem akranlarını. Sera meyvesi gibi olmalarından korkuyorum, görüntü iyi ama tadı da yok faydası da… Kıyı kasabaları, dağlar bizi bekleyin, kaybettiklerimizi aramaya geliyoruz… Dünyanın çekmediği bir yeri arıyoruz… Azıcık aş ile kaygusuz doymaya, ben böyleyim işte yerim de bu yenim de bu kadar demeye geliyoruz. Sade hayat oh ne rahat demek için yer var mı oralarda?

Nereden aklıma takıldı aklıma bu atasözü? Yanıp sönen kırmızı bir düğme vardır kesin. Ama baktım da ne ev çok derli toplu adeta resim gibi, ne iştah açıcı fotoğraflık sofralar, ne top olmuş paylaşımlar her şey fazla sıradan gözüküyor. Ooo durum ciddi arıza içerilerde, hemen müdahale edilmezse Hızırlık bir durum olabilir. O zaman Hızır gelsin yardım etsin, çünkü benim adım hıdır elimden gelen budur…