Mahallede yokuşun başında, sıvası yapılmamış 3 katlı apartmanın altında dizli dükkanlardan biri de Tahir amcanın bakkalı. Onun yanında da sırasıyla terzi, pikocu ve fotoğrafçı. Evlerin genellikle tek ve iki katlı olduğu mahallede, girişteki dükkanlarla birlikte 4 katlı bu apartmanın önünden geçenlerin çoğu gelinlik kız gibi süzer burayı. Kah özenerek kah aman böyle de ev mi olur diye mırıldanarak… Kim bilir bu bina dikilmeden önce ne vardı burada? Mahalleli bilir, bildiği için de sevmezler bu şekilsiz ve ruhsuz çok katlıyı…

Bakkal Tahir amcanın dükkanın girişinde sağda tombul, az konuşan ama çok bilen teyzeler gibi duran buzdolabı vardır. Dükkanın en değerlileri onun içindedir, özellikle günün sessiz saatlerinde dolabın motor sesi çocukların hem merakını hem de korkusunu arttırır. Girişin solunda yerde dizili duran un, şeker, bakliyat çuvallarının arkasında yan sokağa bakan pencerede bile raflarlar var, hepsi de dolu. Dükkanın çoğunluğu raf zaten, çocukların ilgilendiği kısım tam ortada duran, üzerinde terazi ve abur cuburların olduğu masa ve bisküvi kutuları. Çocukların her bakkala gidişini bir hayal süsler… Gofret, leblebi tozu ya da gazoz. En büyük hayal de kara gazoz, ondan içmek çocuklar arasında ayrıcalıklı olmak demek. Var ya ben bakkaldan bisküvi-gazoz aldım, hem de kara gazoz. Seyrek olan bu buluşmalar uzatılır da uzatılır, gazozun gazı kaçar, ısınır ama olsun, tadı hiç unutulmaz. Sık sık istenmez, hem izin yoktur hem de gerek yoktur, bir daha ki seferi hayal etmek de tatlıdır. 

O zamanlar anneler çamaşırları kaynatarak yıkar, tahta fırçalamak günlük iştir, her şey temiz paktır ama bakkalda minik pet kaplarda satılan ve kimisinin içine demir para hediyesi konan leblebi tozlarının hijyeni hiç sorgulanmaz. Şartlamak, kaynatmak, bir güzel temizlemek vardır ama hijyen kelimesi pek kullanılmaz. Ne varsa o doğal döngüden geçtiği için bugünkü kadar kirli değildir belki. Herkesin küçük bakkal defterleri vardır, gidenin eline tutuşturulur. Tahir amca kafadan eklenen istekleri hemen anlar bir kaşını kaldırıp, annenin haberi var mı diye sorar, ama arada bir eklenen sakız, şekere ses çıkarmaz. Bakkal yaşlı ama müşteriler ise genellikle elinde defter çocuklar. Terazinin itinayla kullanıldığı, özellikle evden gelen tabağa dolaptan çıkarılan tepsiden yoğurt konup tartıldığı anlar çocuklar hipnotize olmuş gibi izler. Hareketler ağır, sıralı ve bildiktir ama nedense sessizce izlenir her defasında. Ne lezzetli yoğurttur, eve gidene kadar illa ki parmaklanır. Bakkal kokusu nedir? Hafızayı dürten bakliyat, sabun, bisküvi ve günde bir kaç defa gelen taze ekmek kokusunun karışımı, yazın sıcak kışın da soğuk olan konforsuz dükkanın doğal kokusu.  


Tahir amca orta boylu, gücü kuvveti yerinde, kar beyaz saçlı, güldü mü gözleri çizgi haline gelip kaybolan, yanakları toparlanıp, ağzında dişleri sıra sıra görünen, gülmesi kadar konuşması da sessiz biri. Siyah kollukları, hesap yaparken taktığı gözlükleri ile tam bir bakkal amca. Mahallenin bütün çocuklarının dedesi, keyfi yerinde ise çocuklar da onun dedesinin bi danesi. Eşi Ayşe teyze ona göre daha boylu poslu, konuşkan, güldüğü zaman ağzı bir yay şeklini alıyor, gözlerini de kocaman açıyor. İkisi farklı gibi duruyor ama anahtar ile kilit gibiler. Tahir amcanın dükkan komşuları ile de ayrı bir hukuğu var, adettendir her esnaf ara sıra bir iskemle atar kapının önüne hem sağında solundaki esnafla hem de gelen geçen mahalleli ile söyleşir. Veresiye defteri de sadece bakkala özel değildir, gerisini sonra verirsin sözü senettir, faiz illeti bulaşmaz bütçelere. Sabah erkenden açılan dükkanların kepenk sesleri horoz ötüşü gibi gün başladığını haber verir.

Zamanla mahalle esnafında kaçınılmaz yaprak dökümü… Konfeksiyon işimi azalttı diyerek önce terzi kapattı dükkanı, pikocu ise çeyize bile koymuyorlar artık bunları diyerek gitti, fotoğrafçı biraz daha direndi ama asıl video/kaset işine yöneldi. Bakkal Tahir amca iyice yaşlandı, babadan oğula kalan bir meslek değil ki çocukları gelsin dükkanın başına, o da köyüne gidince aşağı çarşıdaki süpermarket ve pahalıcı şarküteriye gider oldu mahalleli.

Bakkal Tahir amcanın dükkanında bir devir geçti, bitti. O mahallenin kara kutusu gibiydi… Herkesin ahvalini az çok bilirdi, yediğinden, içtiğinden, ayak üstü edilen sohbetlerden kim ne durumda hep bildi ama dükkanın içinde kaldı. Gidenin ardından herkes yine bir yer belliyor kendine ve orada da buluyor hikayeyi paylaşacak birilerini. Ama artık ne halimizi belli ediyoruz ne de kara kutunun içinde kalır diye güven duyuyoruz o başka. Bakkal Tahir amca gibi nice hatıra bizim çakra noktalarımız, dokunup iyileşmeye çalıştığımız…