Kaçmak genelde korkaklık olarak kabul edilir, ama her zaman öyle olmuyor işte… Kaçmak bazen en büyük cesaret, en zor karardır. Geride bırakıp kaçmak, kaybolmak her baba yiğidin harcı değil, üstelik bunu kırmadan dökmeden, kendine ve karşı tarafa içinde ukde kırıntısı bırakmadan yapabilmek hayli zor. Buraya kadar yazılanlara göre kaçmayıp da ne yapacaksın zaten? Delikanlılığın onda dokuzu olan değil onda biri olan kaçmaktan söz ediyorum. Zor olan, gönülsüz kaçışlardan…

Kaçmak nedir? Kaçmak, delete tuşuna basmaktır, kendini kapatıp tekrar çalıştırmaktır, yeniden başlat yaptırmaktır. Kısaca kendini kurtarmaya çalışmaktır. Kaçmak bazen devam edersen risk alacağın, yorulacağın, yoracağın durumlarda çözümlerin iyisinden biridir.  Kaçmazsan, üstüne gider, yaşarsan yüksek ihtimal çok mutlu olacağını hissettiğin durumlar da vardır, ama senin dışında olanlardan ötürü kaçarsın. Gözün arkada kalmaz ama gönlün hep orada kalır. Kendim için olmasa da başkalarını düşündüm diye bir huzura tutunur, yaşarsın ya da hep uzaklara dalar acaba diye sorarsın kendine. Her iki durumda da zamanla geçer. Zamanla ne geçmez ki? 

Kaçmak, uzaklaşmak kararı aldığında ilk günler zordur, alışkanlıklar ve umutlar vardır, hayaller vardır, hepsi bir yandan bastırır. En planlı programlı, b planları ile desteklenmiş kaçışlar bile bir yerlerde vazgeçsem mi sorusuyla sıkışır. İnsan neden kaçar? Yanlış olduğunu bildiğinden kaçar, kendini en son düşünür de başkalarını üzmekten korkar da kaçar. Kim yapmıyorum diyebilir? Bazen istemeden bazen de bile bile kaçıyoruz… Kalsak yaşasak güzel de, her istediğini yapmak değil bu dünya. Başını öte yana çevirmek, gözlerini kapamak, yok öyle değil demek, içindeki sese sen sus demek…

Kaçıyorum bazen… İçimdekilerle savaşıp, kimseye sezdirmeden kendime de boşver doğrusu bu diye telkinlerde bulunarak kaçıyorum. Yapmak, yaşamak istediklerimden, sevdiğimden… Kalp, duygu onları küstürüyorum biraz ama akıl, mantık ve vicdan hep el çırpıyor. Kaçıyorum ama aklımın bir yarısı kalbimin tamamı orada kalıyor. Kendimizin orkestra şefiyiz, yerine göre neyi nerede ve ne kadar kullanacağımıza karar veriyoruz. Burada akıl, şurada önce vicdan, şimdi sadece duygu ya da kalbinin sesini dinle gibi.

En son ne zaman kaçtınız? Dışarıdan hiç belli olmayan ama delicesine koşarak yaptığınız kaçışlar var mı bir düşünün? Buraya kadar hep duygusal kaçışlardan söz ettim, ya da söz etmemek için bin dereden sanki su getirdim. Nedense bu tür kaçışlar basit algılanır, oysa sevginin basiti mi olur? En çok hırpalayan bu türden vazgeçişler, çünkü çoğu zaman sadece sen bilirsin, ödül yoktur ama okkalı bir boşluk vardır ona da ceza demeye dilin varmaz çünkü gerekçelerin erdemi işaret eder. Kaçan kurtulur… Omuzuna dokunup nereye diyen olmazsa, aynı kendi gibi kaçanla bir hız kafa kafaya çarpışmazsa kurtulur. Belki bir iç huzuru bile olur zamanla, bilinmez…

Yanlışlardan, günahlardan kaçmak aslında varmak ve o yüzden huzuru da ödülü de içinde. Kaçmanın içinde sevgiye dair nedenler varsa ya bir Leyla ya bir Mecnun bulup sormak lazım, bu işin sırrı nedir?