Neden blog yazıyorum? Çünkü, “Söz vermiştim kendi kendime, yazı bile yazmayacaktım, yazı yazmak da hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet ne me gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım, oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum, öptüm. Yazmasam deli olacaktım…” Sait Faik Abasıyanık, Haritada Bir Nokta öyküsündeki bu satırlarda çok güzel anlatmış yazmadan duramıyorum diyenlerin halini. Bu ruh halini ufalmış kurşunkalemimin kafasına keçeli kalemin kapağını geçirip ha bire yazdığım ilkokul yıllarından beri hissediyorum. E biraz da uydurukçuyum, ben blog yazmayım da ne yapayım?

Yazmasam deli olacaktım diyorsanız, blog yazacaksınız… Arkasından kitap yazarsınız, senaryo yazarsınız, işi büyütür daha çok yazarsınız çok ala, ama önce blogistandan bir yer alıp, etrafını çevirip, durmadan, bıkmadan yazacaksınız! Ben de öyle yaptım, Begonvil Sokağı benim mekanım, yaşarken payıma düşenleri biraz süzgeçleyip yazıyorum. Sıkmadan, usandırmadan, keyifli okunacak yazılara dönüştürmeye çalışıyorum, önce kendim tadına bakıyorum, sonra da sunuyorum. Bu iş bu kadar basit mi? Tabi ki hayır…

Blog açmak için geçilen evreler… “Blog açmak çok kolay”, bu sözü başlarda çok sık duyarsınız, Blogger’in basit temalı ve Google destekli olduğu algısı yaygındır ve tahmin ediyorum ilk blogların çoğu bu platformda başlar. Beş dakikada blog yazmaya başlayın sloganıyla herkesi coşturan Blogger sonrasında sizi kendi halinize bırakır. Belki bunu yapa boza öğrensin, kalıcı olsun iyi niyetiyle yapıyordur! ama yapılamayan ve bozulan ayrıntılar çoğu blog yazarını bu işten soğutur. Teknik konulardan anlayan, deneyim ve bilgi paylaşımı yapan pek çok blog yazarı var, hepsi sağolsun. Ben de blogumu açmadan epey araştırmalar yaptım, kitap karıştırdım. Blog yazanlar için yardımcı kitap neyi nasıl yapmalı sorularıma cevap olmuştu. Yol gösterici kaynak çok ama tembellik için çözüm üretilmedi henüz, haberim olsun! 

Blogunuzu açtınız, sonra? Kod, html, seo, dizin gibi bir grup kelimenin en azından anlamını bilmek gerekiyor. Ben yazar yayınlarım deseniz de olur ama eksik olur. Ben bir süre öyle yaptım, sadece yazdım yayınladım. Şu sağ tarafa bir bak, adamlar etiket, kalıcı bağlantı, arama açıklaması yazmışlar insanların rüyasına mı girecek senin yazın? Google+ var, topluluklar var… Organik haliyle bakalım ne kadar bir okur kitlesine ulaşacağım dedim, ama siz demeyin. Çok kişiye ulaşmayı istemek ego savaşına yenik düşmek değil, beslenmek ve somut projelere ivme olacak bir enerji için çok gerekli. Blogumdaki en büyük handikaplarımdan biri asosyalmedya biri olmam. Facebook, twitter, instagram hesaplarını ilk Begonvil Sokağı için açtım, içlerinde fotoğraf çekmeyi sevdiğim için sadece instagrama ağırlık veriyorum ve facebookta gruplar üzerinden de takip ve paylaşım yapıyorum. Bu konudaki eksiğimin farkındayım, sosyal biriyim ama en başından beri girmedim bu işlere ne yapayım, haydi bir de itiraf yapayım, bir selfie çekmişliğim yoktur. Böyle blog yazarı olur mu? Diyardan da gitmeyeceğim ama deveyi de öyle güdemeyeceğim ne yapayım?

Blog yazarı olarak ne yapmak istiyorum? Begonvil Sokağı’na farklı bölümler eklemek istiyorum. Bloglarda İçerik kadar vitrin olan ve modellik yapan sayfalar da çok önemli, ama kendi temam üzerinde istediğim değişiklikleri özgürce yapamıyorum. Belki yeni blogger temalarında bunlar aşılmıştır, onu da bilemiyorum. İstanbul seyyahı ve portreler eklemek istediğim iki kategori. Biri İstanbul gezi, mekan yazıları diğeri ise ilginç ve renkli kişiliklerle röportajlardan oluşan yazılar. Blogumun okurlarıyla sinerji oluşturan ve ortak amaç ve faydaya çalışan bir yapısı olmasını diliyorum. Bunu herkes ister, belki blogların nihai varış noktası da bu olmalı..

Bu bir hasbihal yazısıdır, azıcık dertleşme yazısıdır… Bu yazıyı okuyan herkese soruyorum, Begonvil Sokağı için ne düşünüyorsunuz? Görüşleriniz çok önemli, revize etmek istediğim konular var. Eksiklerim de çok biliyorum, en başta sosyal medyada her mecrada herkesi takip edemiyorum, bir tembellik söz konusu değil ama bu kadarını ancak zaman planması içinde yapabiliyorum. Her okuduğum yazıya yorum yazmıyorum ama uzun uzun yazdığım da çoktur. Yorumların katkı veren, motive eden yönleriyle yazının tamamlandığı son parçalar olduğunu düşünüyorum ama nicelik değil de niteliği olan yorumlar yapmaya gayret ediyorum. Burada görmek istediğiniz, bu böyle olsa dediğiniz, aklınıza gelen her türlü öneri ve eleştiriyi öğrenmeyi diliyorum. Begonvil Sokağı kişisel bir blog, özgürüm tamam ama yalnız değilim. Özgürlüğüne çok düşkün biri olarak bunun altını çizmek istiyorum, bloglar sadece serbest kürsü değil. Yazılarını düzenli takip edip, değerlendirmeler yapıp hiç geri dönüş alamadıklarım da oldu, yorumları ile adeta yazımı tamamlayanlar da oldu. Polemikle bir yere varılmaz, eğer öyle olsaydı ülkemiz ihya olurdu. Yazmayı seviyorum, bir de okur-yazar etkileşimi oldu mu alın size bildiğiniz en güzel tatlı…

Sağ tarafta begonvilin altında yazdığım gibi okumak kadar yazmak da tutku, orta yere koymaksa cesaret… Katkılarınızla kişisel blog yazarı olarak daha güzel daha faydalı daha keyifli ve uzun soluklu paylaşımlar yapabileceğime inanıyorum. Herkese çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle…