Beni bu havalar mahvetti… Beni/bizi bu sıcaklar mahvetti… Sabah… Daha gün doğmamış, günün olması gereken en serin saatleri ama yok, yine sıcak, ağır ve adına nem dediğimiz yapış yapış bir hava var. Bir yanda yaz gelecek diye sevinip öte yandan sıcakları hatırlayıp vazgeçenlerden misiniz? Evlerin içi fırın gibi, dışarısı yanıyor diyerek yersiz yurtsuz kalanlardan mısınız? Yaz mevsimi düşüm, kavuran sıcaklar kabusum diyenler çözüm treni çoktan gitmişe benziyor. Yandık!

Tamam, kabul, iklimdir… Yazları çok sıcak, kışları çok soğuk olması adetullahtır. Allah’ın yeryüzü düzeninin birbirini tekrar eden, şaşmaz kurallarıdır. Eyvallah… Ama insanların çılgınca karbon salınımı yaparak, delicesine bina dikerek, ağaç sökerek havanın dolaşmasına dahi engel olmasına ne demeli? Bu ilahi düzeni bozmaktır, o zaman kavrulmak da revadır. Bizim suçumuz ne? İstanbul ya da İzmir iki farklı coğrafi konumda da olsa nem ve sıcak mağduriyeti konusunda başa baş gidiyor. Biri yedi tepe üzerine kurulu, diğeri Ege rüzgarlarına dönük iki şehir ancak özellikle son 10 yıldır denize girmenin, full klimalı mekanlar da zaman geçirmenin bile yetersiz kaldığı sıcaklar yaşıyoruz. Bu kavrulma psikolojisinin tek iyi yanı, eyvah cehennemin hali nicedir diyerek kendimize çeki düzen vermek olsa gerek. İnanana ne cehennem korkusu ne cennet müjdesi gerekli değil elbet. Ancak bizi bu sıcaklar da mahvetti…

İklim değişiklerinin bir numaralı etkeni sıcaklardan mahvolan insanoğlu, belki kendim ettim kendim buldum diyerek daha da sıcak basıyor. Dip dibe, arka arkaya labirent gibi sıralanmış binalarda gündüz nefes alamayan, gece ise ısınan binaların dışa verdiği sıcaklık ve nemden yerinde duramayan huzursuz insanlar topluluğu. Fabrika bacalarından salınan ve atmosferi deldiği iddia edilen gazlar bozulan iklim dengesinin tek faili değil. Hikaye değil gerçek yazımda sıradan gibi görünen bir hikaye örgüsünde betonlaşmanın zararlarını ve doğal yaşam alanlarının önemini farklı bir boyutu ile öğrenmiş ve paylaşmıştım. Yatay yaşam alanlarından sonra dikey olarak da artan betonlaşmanın ardından kendimize nasıl çözüm üretebiliriz?

Sıcaklarda huysuz, hırçın hatta saldırgan mısınız? Deliryum olmayın sakın! Su kaybı ve aşırı sıcaklardan vücut kimyamız öyle bozuluyor ki hasta olmamak zor. Özellikle yaşlılar, kronik hastalar biraz daha dikkat! Bol serin su, ekmek arası peynir-domates ve karpuzla yetindiğimiz, belki kış fotoğraflarına bakıp ne güzel üşümüştük dediğimiz günlerdeyiz, artık susadıkça içeceğiz. Yine de en güzel zamanlar sabah saatleri, hatta öyle güzel ki insan kıyamıyor, ne yapacağını şaşırıyor. Uyanıp azıcık da olsa serin havanın tadını mı çıkarayım yoksa terlemeden kısa bir uyku mu çekeyim diye karar veremediğimiz sabah saatleri…

Sıcaklarla baş etmek için pratik ve etkili çözümler neler olabilir?Kendimiz hafiflemeliyiz, evleri hafifletmeliyiz, yemekleri de hafif tutmalı ve bizi daha da sıcak tutacak fazladan yağlara güle güle demeliyiz. Bu arada medyaya da iki çift lafım var. Kavruluyoruz, yanacağız, üstümüzden duman çıkacak, cehennem sıcakları geliyor türünden telkinlerle milleti daha sıcaklıklar artmadan terletmeyin lütfen. Bir defa da yangına körükle gitmeyin!

Sıcaklar ile savaşırken pratik ya da değil her türlü önerinize açık olduğumu söylemek isterim. Bugünlerde dilime dolanan ve halime uyarlayarak gülümseyip, serinlediğim Orhan Veli Kanık’ın şiiri ile bitiriyorum. Aslı şahane bu şiir şu günlerde çoğumuzun halinin tasviri gibi sanki… Yüreğiniz de bedeniniz de serin olsun…

Beni bu sıcak havalar mahvetti, 
Böyle havalarda bıraktım bir süre bloga yazmayı
7/24 vantilatörle böyle havalarda tanıştım
Romantizmin gereksiz
Yemek yapmanın şart olmadığını böyle havalarda düşündüm
Her şeyi unutup ferahlamanın yollarını aradım
Ama yine de yazmadan duramadım
Beni bu sıcak havalar mahvetti.