İçinizden canavar çıkıyor mu? İlk anda abartılı bir soru gibi geliyor ama öfkeden kıpkırmızı olmuş, yumruklarını sıkmaktan tırnakları etine batmış, yüzünde şakağında damarları seyriyen ve içinde sıcak, yakıcı, dizginsiz bir enerji aktığını hisseden insanın içinden bir çeşit canavar çıkmış olmuyor mu? Bu haldeki bir insan tehlikeli ve kontrolsüz… Öfke baldan tatlıdır ya da keskin sirke küpüne zarar diyen atalarımız bugün geldiğimiz noktayı görse ne derler acaba? 

Hayatımızda artık öfke kontrolü kavramı var, yöntemlerine ve sebep-sonuç analizlerine hepimiz kulak kabartıyoruz. Siz sakin, her daim soğuk kanlılığını koruyan biri olabilirsiniz ama öfkelendiğinde ağzından ateşler saçan, elleri havada yumruk ve şamar şeklini alarak şekil değiştiren birini görünce ne yapacaksınız? Hem kendi öfkemizi hem karşımızdakinin öfkesini kontrol etme yöntemlerini sular seller gibi öğrenmeliyiz. Anlık öfke sonucu diye başlayan açıklamalar pek çok şiddet olayının mazeret cümlesinin giriş paragrafı maalesef. Kontrollü öfke ise sağlıklı bir tepki ve savunma. Canavar haline dönüşmediği sürece, dizginler elimizde olduğu müddetçe atalarımız haklı, öfke baldan tatlıdır!

Öfkelendiğimizde vücudumuzda neler olur?

Sıcak, yakıcı bir sıvı damarlarında dolaşmaya başlar, anında ısınırsın. Yumruklarını, çok öfkeliysen ayaklarını da sıkar sanki gizli bir enerjiyi toplamaya çalışırsın. (İçinizden canavar çıkıyor mu dedim, güldünüz! Hadi bakalım!) Kalbin daha hızlı atıyor, ses tonun ve frekansı hemen değişti. Bu da yetmiyor, seni terbiyesiz seni dışında laflar etmek istiyorsun. Allah’ım ne oldu sana/bize? Bu aşamaya çok hızlı geliniyor dikkat, öfke esnasında tolerans eşiğimiz düşük hatta bazılarında eşik filan yok. Öfkeli iken sistem birden bozuluyor, yeşil-kırmızı düğmeler yanıp sönüyor, duman çıkıyor, cıvatalar yerinden oynuyor. Yokuş aşağı gidiyoruz, birden durmak imkansız. En iyisi adım adım gidilen sağlam bir metodu iyice bellemek. Öfkelendiğimizde niye böyle oluyoruz? Beyin kimyasal zehir salgılıyor. Mutluluk, enerji hormonlarıyla hayatımızı güzelleştiren beyinden öfkelendiğimizde zehir fışkırıyor, kalp krizi riski 5 beyin kanaması riski 3 kat artıyor. Kalp atışlarını yavaşlatan, sakinleştiren parasempatik sinir sistemi devreye girerse, aynen bir sigorta gibi sistemi kurtarıyoruz, ya devreye girmezse?
 

Eskiden öfke kontrolü mü vardı? İnsanlar en fazla biraz asabi idiler, mazeretim var asabiyim demeleri bile yeterdi, bir tık daha ötesi psikopatım diyenler oldu. Ama bunlar hep bireysel duygusal geçişler, kontrolsüz öfke de ise önce kendini (beyin zehir salgılıyor!) sonra karşında kim/kimler varsa onları etkileyen toplumsal bir travmaya dönüşme riski söz konusu. Şiddet olaylarının, cinnet vakalarının temelinde kontrol edilemeyen öfke krizleri var. Tansiyon ölçer, şekerine bakar gibi öfke değerleri de klinik bulgu listesinde yer alacak bu gidişle. Sadece bizim ülkemize özgü de değil, onlar öfkelendi mi arabadan beyzbol sopası çıkartıyor, bizde ise kızılcık sopası ya da inşaat demiri. Trafikte öfke belirtisi, sağ elin devleşerek kalkıp, istemsiz sallanmasıdır. Biraz öfkeyi hafifletir, ta ki karşı tarafta aynı hareketle atağa geçene kadar. Yanında o eli tutup, aşağı çeken ve yapmayın etmeyin bakışları ile hakemlik eden biri varsa durum sakinleşebilir, ya yoksa?

Öfke kontrolü nasıl yapılır?

Seminerlerde, kişisel gelişim kitaplarında, haber sitelerinde ve dahi bloglarda öfkemizi nasıl kontrol altına alırız başlığında çok yazı okuyoruz. Hepsi faydalı, beynimize işlemeli, çünkü telkin yöntemine ihtiyacımız var. Kendim için araştırdım, sizinle de paylaşacağım. Özellikle haksızlık karşısında sağ elim anında havaya kalkar, hiç engel de olmam. Kontrollü öfke sağlıklı bir birey için gerekli, hem kişilik haklarını korumak hem de öfke ile içimizde dolaşıp bize zarar veren stres parçacıklarından kurtulmak için uzmanların öz kontrol dediğini devrede tutmak lazım. Ha ben bir de aikido öğrenmek istiyorum, o ayrı. Sopa, demir taşımıyorum ne de olsa. Uygar bir savunma metodu öğrenmek sakın öfkemi kontrol edemediğim şeklinde anlaşılmasın… Hemen bir pratik öneri de Daha Mutluyuz‘dan, “Kullanmadığınız elinizle yazı yazmak da beynin diğer lobunu aktif hale geçirerek öfkenin azalmasına neden olur.” 

Öfkeyi içe aktarırsanız size zarar, kontrolsüz dışa aktarırsanız ortalık birbirine giriyor, en iyisi kararlı ve saldırgan olmayan bir tutum. İşte burası öfkenin baldan tatlı olduğu kısım, tam bir nefs mücadelesi. “Güçlü güreşte gücünü gösteren değil, öfke anında nefsine (kendine) hakim olandır.”*Gelelim öfkemizi nasıl kontrol edeceğimize (Bunlar öfkesizken işe yarar gibi geliyor ama!)
 
-İlk yapılacak olan derin derin nefes alıp 10’a kadar saymak. Biraz nefes alalım yazımda söz etmiştim. 10’a kadar sayana kadar… demeyelim.
-Düşünceleri değiştirmek, içimizden çıkan canavarı şaşırtmak, oyalamak gibi bir taktik. Öfke çabuk gelip, ısınıyor ve aynı hızda da soğuyor, bunu kullanmak lazım. 
-Öfkeye neden olan konuyu çözmeye çalışmak, bunu yaparken öfkeme hakim olmazsam başıma/başımıza neler gelir diye bir tehdit senaryosunu kısacık gözümüzde canlandırmak iyi olur. Orta yol vardır, hadi kendinizi düşünmüyorsunuz sevdikleriniz, çocuklar…
-Mümkünse ortam değiştirmek, 
-Belli zaman dilimleri ve kişiler varsa öfke yatkınlığımızın arttığı onlara dikkat etmek. İnsan ilişkileri artık mühendislik istiyor ne yazık ki. En çok sevdiklerimiz için daha az sevdiklerimizden vazgeçelim gerekirse. 
-Sosyal aktif olun, spor yapın diyor uzmanlar, yine de geçmezse bize gelin diye de ekliyorlar.
 
En etkili reçeteyi sona sakladım, “Hasbinanallahu ve ni’mel vekil…- Allah bana yeter, O ne güzel vekildir.”** 10’a kadar boş saymazsak en etkili reçete budur evvelallah…





*Buhari’den rivayet hadis-i şerif**Al-i İmran 3/173