Çocuklar tatilde… Bu başlık Bebek Firarda ya da Evde Tek Başına filmleri havasında bir etki bırakıyor bende. Neden acaba? Yok şimdi haksızlık etmeyeyim, ben evin altını üstüne getiren çocukları olan bir anne hiç olmadım. Şimdi zaten büyüdüler, evi değil ama aklımı bazen alt üst ettikleri doğru. Çocuklar tatil olunca anneleri (özellikle anneleri) ben bunları nasıl eğleyeceğim diye bir tasa aldığı bir gerçek. Hemen ilk tatil önerimi veriyorum, tbt yapın. Şöyle oluyor; telefon, bilgisayar, televizyonu ya kaldırın (evet çok zor) ya da iyice uzakta dursun, sınırlı olsun. Asıl tbt ise hani şu instagramda var ya geçmiş zaman olur ki fotoğrafları hah işte onun gibi kendi çocukluk anılarınızdan ortaya karışık bir tatil günlüğü yapın. Sıkılırlar mı? O zaman herkesin tbt si içinde bir terlik hikayesi vardır, onu deneyin. Sevgi dolu, eli terlikli anne modeli iyidir. Bu arada yazının başında söz ettiğim iki film nedir öyle, onu izleyen çocukların aynısını yapma olasılığı ne kadar korkunç, sakın izletmeyin. Önceden izlettiniz mi? Biliyorum ben de yaptım, işin kolayına kaçıp tekrar izletmeyelim diyorum. Çocuklar sıkılmasın, ama nasıl?

E peki ne yapacak bunca anne baba tatilde çocuklarına? Çok bencil bir yazı mı yazıyorum, niye hiç çocuklar cephesinden bakmıyorum, hani empati? Tamam buldum, ikinci anahtar kelime empati. Evet tbt den sonra empatiyi de cebe koyduk mu? Devam o zaman. Şimdi hepsi mızmızlancak, sıkılıyorum da sıkılıyorum. Uzmanlar da bizim zamanımızda diye başlayan cümle kurmayın diyor (Belki de çocuk büyütmemiş uzman dinlememek lazım, rahat olun.) Ama kabul edelim bizim zamanımızda ile başlayan cümleler gazımızı alan, bizi epey gevşeten cümleler değil mi? Ama kendi makul ve tatmin çocukluğumuzu hatırlayıp atarlı bir ebeveyn olma riski var, bunu da hiç istemeyiz. Evet 3. ve en önemli kelimeyi söylüyorum bunu büyük harf, bolt yazıp altını da kırmızı kalemle çizelim. Sabır… Bol bol La havle çekerek hem manevi bir sınıf atlama hem de gerçekten ilahi bir yardımla biz bunu başarırız. 

Bunlar çok işe yarıyor, annenin kendi çocukluğundan söz etmesi hoşlarına gidiyor, eşitlenmek ve empati ile ilişkide tatlı, sıcak ve hoşgörülü bir hava yakalamak mümkün oluyor. Ben böyle hissediyorum ama iyice arkadaş gibi görüp tadını kaçırmaları riskine karşı gardınızı alın derim yine de. Benim çocukluk anılarım masal gibi geliyor onlara ya da şöyle diyeyim masal gibi anlatıp uyutuyorum onları. Evet bazen uykudan önce bazen de çaktırmadan hem masal hem gerçek tadında seanslar. Her anne pedogogtur hem de doğuştan. Erkeklere hiç bir paye yok hepsi bizim! Dedikten sonra, çocuklara ilkokulda başımdan geçen bir anımı anlattığım masalı da yazayım. Beğenirseniz siz de anlatın, dilerseniz kendi küçük masalınızı da yorumlara bırakabilirsiniz emin olun itinayla anlatılır.

Deli Ali

Mahallede herkes ona Deli Ali diyordu, büyükler de dahil. Deli Ali yukarı Deli Ali aşağı. Tam bizim mahallede oturmuyordu aslında ama eskiden mahalleler büyüktü, aşağısı yukarısı, komşusu derken geniş bir alan herkes için bizim mahalle idi. Ona neden böyle diyorlardı bilmiyorum, başından çok kötü bir olay mı geçmiş, kara sevdaya tutulup kafayı mı yemiş, haksızlığa uğrayıp dünyaya mı küsmüş bilmiyorum ama deli diyorlardı ve o bundan hiç memnun değildi. Uzaktan çok tanık olmuşumdur, Deli Ali diye bağırıp kaçan çocukların ardından ayakkabılarını fırlattığını. Bana da deseler ben de fırlatırım, doğru da olsa bir insanın kusuru, özürü ile dalga geçmek ve onu küçük düşürüp incitmek olur mu? Bu dünyada insan yaptığı her kötülüğün cezasını görür. Bazen aynı bazen daha fazlası ile…
 
Deli Ali evlerinin önündeki merdivene otururdu çoğu zaman. İri yarı, pehlivan gibi, yuvarlak ve tombul bir yüzlü, neredeyse sıfıra vurulmuş saçları, kalın ensesi ile heybetli bir görüntüsü vardı. Bacaklarını iki yana açar, ellerini önde kavuşturup kah yere kah uzaklara bakardı. Ne düşünürdün öyle derin derin Ali Abi? Bazen evlerinin önünden geçerken O da varsa annem hatır sorardı. Orası aynı zamanda benim okul yolumdu, her gün sabah akşam geçerdim, inşallah Deli Ali yoktur diye dualar ederek…
 
Bir gün korktuğum başıma geldi, tam Ali abilerin sokağına sapacağım bir de ne göreyim kapıda oturmuş. Eyvah, dönsem olmaz gitsem olmaz Allah’ım kanat takıp uçur beni! Hızlı düşünmem, sakin olmam lazım. Ne yapsam ne yapsam? Önlüğümün cebinden pöti kareli mendilimi çıkardım (pötikaresine kadar aklımda) ağlama numarası yapacaktım. Ağlayan bir çocuğa deli de olsa kimse bir şey yapmazdı her halde. Allah’ım bu kadar da saf olunur mu? İçimden bir ses evet diyor. Neyse, elimde mendil ara sıra gözüme götürerek ve ağlıyor gibi de sesler çıkararak kenardan kenardan gidiyorum. Dakikalar da mesafeler de ne uzun Ya Rabbim? Deli Ali sen neden ağlıyorsun bakayım demez mi? Bu hiç hesapta yoktu, İki şık var deli gibi koşmak ya da akıllıca cevap vermek. İkincisini seçtim sonuçta bu yoldan hep geçilecek.
-Okulda çocuklar beni itti.
-Ağlama, bir daha yaparlarsa gel bana söyle.
Anladım ki Ali abi deli değil ya da deli olmak kötü bir şey değil. Artık onu kızdıran tüm çocuklar karşısında beni bulacaktı. Ali abiyi yendim onlardan mı korkacağım. Ama Ona yalan söylemenin vicdan azabını hep hissettim, ben yalan söyledim o benim gönlümü aldı, üstelik korkacak bir şey de yokmuş. Yolunda doğru gidene deli bile bir şey yapmazmış. Bana çok şey öğretti mahallenin abisi…


Kıssası da hissesi de bol anılarla dolu çocukluğumuz, çocuklar için hazine. Ben yine karıştıracağım bakalım neler çıkacak, hem bakıyorum da onlardan çok benim ihtiyacım var. Büyümenin adı unutmak olmuş, o yüzden hep çocuk kalan yanım en sevdiğim.