Bundan bir iki yıl önce, İstanbul’a 2 saatlik mesafe günü birlik bile Göynük gezisi yapabilirsiniz desem akla yatkın olmazdı. Ama artık İstanbul’da en yakın yere bile bir saatte varırız dediğimiz için gönül rahatlığı ile söylüyorum. Nereden gelirseniz gelin TEM’den sapınca zaten yolculuk keyfi başlıyor. Güneşli ve ılık bir günde gezmek istediğim Göynük’te kapalı, soğuk ve yağmurlu bir havada ilk keşfimi yapmış oldum. İlk diyorum çünkü bir kaç kez daha gitmek isterim, Bolu taraflarını çok seviyorum, geçerken bile sık sık uğranacak bir yer burası. Mola verin ya da gidin bir gece kalın, sakin şehir Göynük kafa dinleme rotalarından biri. Sanırım bir çok metropol insanı hevesle gidip, çok beğendiği böyle güzel kasabaları gezerken, insan bir süre sonra sıkılır mı acaba diye soruyordur kendine. Sahi insan sakinlikten, temiz havadan, yeşilden sıkılır mı? Metropol hayatının bir virüs olduğunu düşünüyorum artık, içine girdi mi seni hem hasta ediyor hem de bırakmıyor. Ama sakin kasabalar var ya…



Göynük özünü korumuş bir Osmanlı kasabası, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin Hazretleri’nin ölmeden önce yaşadığı, türbesinin bulunduğu ve manevi atmosferinin hissedildiği bir yer. Cami, külliye ve türbenin bulunduğu meydan genellikle kalabalık. Ben türbenin içine girmedim, penceresinden dua ettim ve bir kare çektim. İstanbul’un fethi ile ilgili çok manidar bulduğum Akşemseddin Hoca ve Cibali Baba kıssasını anlatmak istiyorum.
” İstanbul’un fethi için kuşatma sırasında atılan toplar, bir türlü hedefini bulmuyormuş.Bu sırada büyük maneviyat sahibi, Fatih’in hocası Akşemseddin bunun sebebini araştırıyor ve buluyor. İstanbul surları içinde bulunan meczup evliyadan Cibali Baba Hazretleri, manen Cenab-ı Hakkın bir ismine mazhar olmuş. “Ya Rabbi! Gavurcuklarımı koru.” diye o isimle dua edince toplar tesir etmiyor…

Bunun üzerine Akşemseddin kırk gün duaya devam edip Cibali Baba’nın mazhar olduğu o isme kendi de mazhar oluyor. Hatta onu geçiyor. O isme mazhariyetle gelmiş olduğu makamdan onu azlediyor. Bundan sonra atılan toplar hedefi vuruyor. Böylece uzun ve yorucu bir kuşatmadan sonra İstanbul fethediliyor.”

Cibali Baba, Bizans döneminin İstanbul’unda yaşayan veli bir zat, meczup bir evliya…İslamı anlatır, sevdirir. Birlikte yaşadığı Rumlar da Onu sever, benimser. İşte Onun bu sevgisi, kendisinden dua talep eden “gavurcuklarını” kırmayıp, halisane duasına ve kabulüne sebep olmuş. Samimiyet ve dua…

Göynük evleri-çarşı
Dizi dizi Göynük evleri


Göynük meydanında arabayı bir yerlere bırakıp, tatlı rampayı takip ederek Zafer Tepesi’ne doğru yürümek lazım. Öyle güzel sokaklar ve evler var ki soluklanmayı bahane edip oyalanmak istiyor insan. Fotoğraf çarşıdan bir kare, baz istasyonu ve tabela bolluğu olmasa iyi ama biz sesin de görüntünün de kirliliğini seviyoruz galiba biraz. Öyle olmasa bu sokakta çiçek, saksı ve dükkanın önüne açılmış tezgahlar dışında bir şey olmazdı. Göynük bütün mimari dokusu korumaya alınmış bir sit alanı ve özgün havasını koruyor yine de.

Göynük-kasaba-sokak
Göynük çarşıda alışveriş keyfi

 

Yerli ve yabancı turist grupları çarşıda ve türbe etrafında dolaştıktan sonra meşhur Bolu mutfağını tatmak için lokantalara gidiyor. Tok karnına, kısa bir gezi olunca deneme fırsatım olmadı ama Osmanlı Mutfağı ve yöresel Bolu lezzetlerini herkes tavsiye ediyor, denenmeli. Alışveriş kısmına gelince Göynük’ten eli boş dönmemek gerek çünkü fiyatlar çok makul. Pazartesi pazar kuruluyor, gezi o güne rast gelse ne güzel olur aslında. Öncelikle bu yörenin meşhur tahta kaşık ve diğer el işlerinden kullanım ya da dekoratif amaçlı almalı. Çok güzel taş baskı mor bir mutfak örtüsü aldım 5 lira, şimdi niye daha çok almadım diye pişmanım. Bereketli topraklar buraları, mahsulu bol (Bolu adı oradan mı geliyor acaba, hemen bakayım. Hemen baktım değilmiş, Bizans kökenli bir kelimenin dönüşümü) Göynük’ten bombay fasulye almadan dönmeyin zira her yerde bulamazsınız. İri, parlak, lezzetli bombay fasulyeyi zeytinyağlı pişirin ve bolca nane ekin. Kulaklarımı çınlatacaksınız. Bakliyat, bal, pekmez, meyve kurusu, tarhana, erişte ne bulursanız alın bence, sonra da afiyetle yiyin. Göynük gezisinde acıkmadıysanız bile yörenin keş peyniri ve fırından alacağınız taze ekmekle çay keyfi yapın ama.

Zafer kulesi
Zafer Kulesi yamuk değil ama ben de yamuk yapmam, oldu bir kere!


Göynük’ün simgelerinden biri de Sakarya Meydan Muharebesi anısına 1923’te yapılmış Zafer Kulesi, ilçenin hemen hemen her yerinden görüldüğü gibi buradan Göynük’ü seyir etmek pek keyifli. Önce araba ile gidilecek kadar uzakta göründü gözüme, yol üstünde kırmızı yanaklı, hafif tombul, güleç bir hanıma sorduğumda arabayla gitmeyin, meydandan yürüyün dedi. Hanımlar ne diyorsa o diyerek öyle yaptık, iyi oldu yürüyüş yolu çok zevkli. 

Göynük Zafer Kulesi
Manzara şekil önümden çekil diyebilirsiniz


Zafer Kulesi’nin restorasyon çalışmaları tamamlanmak üzere, buraya kadar çıkıp dinlenmek isteyenler için restoran ve kafe de hizmet veriyor. Tepeler arasına kurulmuş bir ilçe, kırmızı çatılar ve beyazlar halinde serpilmiş Göynük evleri, arasında akan bir dere… Uzaktan çok güzel görünüyor.

Göynük meydan
Büyülü diyar Göynük


Alabildiğine yeşil tepeler, içinde minnak görünen evler hava bulutlu da olsa izlemesi doyumsuz. Gezerken hep baharda buralar nasıldır kim bilir dedim. Göynük’ü gezdim güzel ama iyice doğanın içinde kalacağım bir yerlere de gitsem derseniz Karabey, Değirmenözü, Kaşıkçı ve Çubuk yaylarına doğru yola çıkmanızı öneririm. Tam pastoral dedikleri türden yerler…

Göynük evleri
Sakin ve huzurlu Göynük sokakları


Hiç apartman yok ne güzel, beton da az bu daha da güzel. Tamam günümüz şartlarında pek mümkün değil ama isteyince korumak da başarılıyor, işte Göynük bunun kanıtı. Restore edilen, müzeye dönüştürülen, butik otel olarak hizmet veren hiç bir evi gezemedim, yaşam alanları ve özellikleri ile tarihi Göynük evleri başlı başına bir gezi ve yazı konusu. 

Çok sevdiğim bir Bolu türküsü ile kısa bir Göynük turu yapıp şimdilik gidiyorum. Hoşçakalın.