Uzaktan seviyorum seni demiştim, yarım kaldı. Öylece kalsın, hani devamı ya da bildiğimiz şeylerin tekrarı diyenler oldu. Hepsi doğru ama ben hikayenin devamında ne konuştular ne düşündüler merak ediyorum. Bugün sitcoms tadında bir şeyler yazmak isterim aslında, gülmek ve gülümsetmek istiyorum. Hikayelerin kahramanları da çok ciddi hatta sıkıcı tiplemeler (acaba niye yazmışım böyle tiplemeleri?) Bakalım ne oldu? Begonvil Sokağı Production sunar, öyle uzaktan seviyorum seni…

Bu kalp çarpıntısı kadar güzel bir şey yoktur her halde, kim bilir kaç milyon hücrem yenilendi. Çok yakından da görmedim, bir de çirkin çıkarsa ne olacak? Neyse yeni hücrelerim yanıma kar kalır, iyi bir komşum belki emektar bir dostum olur. Erkek milleti değil miyiz, bak iç güzelliğini hemen diskalifiye ettim. Yaş olmuş kaç gözüm hala boyudur posudur. Sen sanki filinta gibi delikanlısın, şu mahallenin duvarı taşı konuşsa ne derdi bana? Ne diyecek, yakışır abime derdi. A valla durmuş bekliyor, çok asil kadın canım.

Mahallenin aradığım kahramanı bu galiba hem gizemli hem beyefendi, bir görünüp bir kaybolmasa bugüne kadar tanışırdık. Yazmaya başladığımdan beri roman içinde roman oldu hayatım, bir gün de onları yazmak lazım. Aynı hayat gibi, içinde hep başka hayatlar… Kitabı amma sıkmışım, elim su gibi ter olmuş, biraz heyecan var galiba? Sizi yakından tanıyıp romanımın kahramanı yapmak istiyorum desem nasıl olur? Ne o öyle evlenme teklifi gibi, hiç olmadı. Başka bir şey mi giyseydim acaba?

Hımm alıcı gözüyle baktım, güzelmiş. Karşıdan hemen merhaba komşum deyip, gülümsedi. Ses tonu da pek tatlı, gülen yüzü hiçbir şeye değişmem. Komşum çok anaç oldu ama liseli değiliz, ne desin? Onun da elinde kitap var, doğru yoldasın oğlum, devam. Ama bu kalp çarpıntısı azalmazsa, sesim titreyip rezil olmak da var. Tamam bu kadar yeni hücre yeter, bir sakinleş.

Tam roman kahramanı olacak biri, hepsini bırakıp onu mu yazsam acaba, ilginç bir biyografisi var gibi. Tipolojim sağlamdır, bir yazara çok malzeme verebilir. Onu boşver de sadece konuşsa bile yeter, hafif tebessüm, dozunda nezaket, samimiyet. Elinde de kitap daha ne isterim? Okumayı seven, haza bir İstanbul beyefendisi ile Üsküdar’ın bu eski ve sıcak semtinde selamlaşıp, tanışıyoruz.

Selamlaştık ama elimi uzatmadım, kimi hoşlanmaz hemen tokalaşmaktan bana da gereksiz gelir. Sesi, konuşması iyi de yahu bu hanımın bıyıkları mı var? Ayy bakımsız kadın vardır çirkin kadın yoktur kimse demedi mi? Bizde iyi duruyor da kadında berbat bir şey. Halbuki ne kadar naif, insanlık hali ya da kadınlık hali hemen eksi verme.

Elini uzatmadı çok sevindim, dakka bir hemen ıslak mendil çıkartıp silmek de olmaz, içime daral gelirdi. Yeni tanıştığın biri,
sokak ve tokalaşmak ne gereksiz. Ama güven verici, etkileyici biri. Buyrun yürüyelim, size eşlik edeyim yolunuzda dedi. Sigara içtiğini pencereden görüyordum ama dişlerin dibi azıcık sarı siyah, tiryakiler kurtulamaz bundan. Sigara içen mi kaldı bu zamanda ya da diş beyazlatma diye bir şey var. Ah ne temizleyiciler var!..

Biri detaycı biri temizlik hastası hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. Bu ikisi dünyayı birbirine karanlık da edebilir, birer adımla uzlaşıp daha dingin bir hayat da verebilir. Hangisi? Dur daha bitmedi. Birinin sabah bakkala gittiği saat ve öğle yürüyüşe çıktığı zamanı belli, diğeri aklına esti mi çabucak plan yapıp haydi demeyi seviyor. En azından kendine diyor. Biri çok okuyor, az konuşuyor. Öteki az okuyor, çok konuşuyor. Bunlar ilk bir kaç dakikada hemen anlaşıldı. Ama vazgeçmeye niyeti yok ikisinin de. Niye?

Ben aslında her gün elimde kitap çıkmam, bugün sevdiğim bir şair olsun dedim. Siz ne okuyorsunuz. Uzaktan seviyorum seni… Aa ben de o kitabı aldım. Rastgele aldım ama hoşuma gitti çünkü burada yazdığım kitabın adı da o.

Bu işaret iyi mi kötü mü? Aynı kitabı almışız, uzatıp vermek manasız, beyaz kağıda yazdığım şiirin o kitabını yazmış. Niye bu mahalleye gelmiş, sorsam mı acaba? Sor sor, yeni sürprizler olmadan merakını gider. Niye bu mahalleye geldiniz ki, merak ettim ne özelliği var buranın?

Hiç yaşanmamış ama çok iz bırakmış bir sevdanın izini sürüyorum. Ninemin hatırasını takip ederek bir roman başladım, tam bu mahalle mi bilmiyorum. Anneannem anlatırdı böyle bir Eski İstanbul mahallesi, uzaktan seviyorlar birbirlerini ama delikanlı askere gidip gelince onu evlenmiş buluyor. Ne bilsin o yaşta kızı evlendireceklerini ama keşke bilseymiş. Ninem hiç unutamıyor Hulusi’yi. 

Binnaz Hanım ninen mi? Hulusi benim büyükbabam, babam anlatırdı deden çok sevdalık çekti derdi hep. Hatta ninemle kavga edip, atıştılar mı madem sevmeyecektin niye aldın der dururmuş. Taş plaktan fikrimin ince gülü dinlediği zamanlar büyükbabam bir başka olurdu hep. Ben de evlenip mutlu olamayınca Onun talihi bende de çıktı demiştim. Bak sen şu işe, yıllar sonra sen gel bul.

Talih dediğin insanın elinde biraz, acele etmemek lazım ama geç de kalmamalı bizimkiler gibi. Bu mahallede kalacağımı hissetmiştim, demek buymuş…

                      …………………………………………

Nereden nereye… Yazdım iyi oldu, yoksa bilemeyecektim ne oldu bunların sonu. İkisinden de posta bekliyorum, biri kitabı çıkınca göndersin öteki de acele etsin nikah davetiyesi göndersin. Zorda olsa kavuşturdum, görev tamamdır.