Bugünlerde biraz siyah biraz beyazım… Siyah beyaz için renksiz deriz, canlı değil, monoton hatta sıkıcı ama diğer taraftan netliktir, vurgu yapar, ilkelidir. En kötüsü gri, ne olduğu belli olmayan ya da varlığıyla her şeyi de belirsiz hale getiren kaypak gri. Biraz siyah biraz beyaz çokça gri, son zamanlardaki fotoğraf bu…

Ben renkleri seviyorum, aynı ülkem gibi çoğumuz gibi. Ne usanç verici bir çile doldurmak oldu Ya Rabbim. Hepimiz de sıkıldık sağcısı da solcusu da. En çok da bu ayrım üzerinden yürütülen ayrıştırmaya sinir oluyorum. Bana göre sağ da sol da hakkını veriyorsa aynı amaca hizmet ediyor/etmeli. Sıkı bir solcu ile sağcının ortak değerde farkı olmamalı. Sağ kolunu sola tercih etmeyeceğine göre bensiz olmaz, hayır bensiz olmaz didişmesinin anlamsızlığı açık değil mi? Sıkıldım çok, kendim kadar güvendiğim dostlarımla bile bazen bu kurgu algının dümen suyunda debeleniyor olmaktan yoruldum. Bence akıl vicdanla yürümeli, hin zeka ile iş görenleri de yenmeli. Niye olmuyor bir türlü? Çok parmak var da ondan sanırım, önce o elleri bir kırmalı ki önümüzü görelim. 

Hiç farkımız yok, hepimiz İstiklal Marşı okundu mu ayağa kalkan, bayrağı musaf gibi öpüp başına koyan, askerine polisine hayranlıkla bakan, dua eden insanlarız, biz böyle bir milletiz çok şükür. Yıllardır savaş içinde olup normal kalmaya uğraşmaktan ne yorulduk. Anlıyorum seni ülkem, insan olup cisimleşsen oturup ne sohbet ederiz döneklerden, riyakarlardan, kaypak ve samimiyetsiz iki yüzlülerden. Hem de çok yakınımızda, içimizde olup arkadan vuranlardan. Ülkemi en iyi anlama yolu empati yapmak hem de sağıma soluma bakmadan kendime bakarak. Empati yoksunu, vicdan fukarası insanlar oldukça sıkıntı hep olacak, sorun o değil mesele hayatında fark edip onları kenara itmek. Aynısı ülkem için de geçerli… Uzun hastalık çekenler, hasta bakanlar, derdine derman arayan ya da dertsiz gibi görünüp içeride boğuşanların işi zor. Gün gelip iyileşse bile bir bakmış başka bir dert sahibi olmuş o günlerde ya da unutmuş hayatın kendisini. Biz de öyle olmayalım, siyah beyaz hele griye hiç takılmayalım ne olur ki?

Siyasetten pek söz etmiyorum yazarken, çünkü siyaset bozuk plak ben canlı solo dinlemeyi seviyorum. Çok arkadaşım, dostum var hayata farklı yerden bazen çok zıt köşelerden bakıyoruz. Ama dobra, dürüst, samimi ve benim canım o yüzden. Yaşadığımız ülkede de ikili ilişkilerimizde de zaman ve enerji kaybediyoruz farklılıkları kurcalamaktan. Bugün müzmin bir savaşın ortasında ülkemiz ama fırsat bu çamur atayım, eksiğini göstereyim derdinde olanlarla dolu etraf. Tıpkı rengi hep gri adı dost, arkadaş olanlar gibi yüreğimizi sömürüp duruyor. 

Yorgunum… Ama hiç yılmam evvelallah ancak ben de insanım tık diye gideceğim bir gün. Ülkem de öyle bir değil iki değil hep böyle ne zor çilesi varmış bu toprakların. Ama bu dağ bu karı kaldırır besbelli ondan eksik olmuyor. Ortamlar ise dedikodu kumkuması modunda, sosyal medyanın etkisi mi iyice çivisi mi çıktı düzenin bilemiyorum ama tadı yok hiç bir şeyin. Sevincin de, yasın da bir raconu vardı artık kalmadı. Her şey olmuş laylaylom.

Demem o ki ülkemi çok seviyorum/seviyoruz. Bu sevgi ve adını söylemekten çekindiğimiz birlik duygusu ve gücü bunca yıldır sıcak savaşın içinde bizi sağ tuttu. Tutmaya da devam etsin, ancak bazen susmak da sestir herkes bilsin. Bu nedir böyle, etrafa bakıp laf yetiştirmekten önümüzü göremez olmuşuz üstelik etrafımız sürekli duman üfleyen şahsiyetsiz siluetlerle dolu iken. Biraz siyah biraz beyaz çokça gri dedim ya, hayır sadece hava kapalı tam kurtların sevdiği ama biz daha yeşili, maviyi, renkleri unutmadık yerini de enerjisini de biliyoruz, güneşin azıcık görünmesine bakar. Güzel günler gör ülkem daha da önemlisi zor zamanda hep kolkola olmayı başaralım, güneş dediğim de bu belki.

Silkelesek hayatımızdan sahteleri, hesap kitap peşinde koşanları, mış gibi yapanları ne güzel olur değil mi? Sizi bilmem ben başka türlüsünü istemiyorum, bedeli yalnız kalmak mı? Kabul, az istiyorum öz istiyorum. Bugünlerde kendimi aynı ülkem gibi hissediyorum, kader arkadaşı sıkı dostuz her zaman.