Hasbihal ne güzel kelime, hemhal gibi sohbet gibi sıcak bir kelime işte. Geyik yapmak, laflamak gibi değil. Hasbihal yapacağım şimdi, içimden geldi. Kişisel bloglarda oluyor bu, gerçi teknik konu yazsanız da keyfiniz ister içinizi dökersiniz kime ne? Çok içimden geldiği gibi yazmayım yine de, ya da yazayım…

Fotoğrafı Sığacık’ta çektim, ne güzel akşamları oluyor oraların… Ne güzel bir gün sonudur bu, insanı hidayete getirir, törpüler, romantik eder, terapi eder. Yeter ki sen kendini bırak, hayata izin ver biraz seni ele geçirsin ama kurgu hayat değil sahici olan HAYY kokan… Ben anladım ki peşinden koştuklarım/ız bize nanik yapan yanıltıcılar (animasyon karakteri minyonlar gibi bir şey). Yazmayı seviyorum da edebiyat yapmayı sevmiyorum, sanırım benim ki öyle bir kalem değil, kendim de değilim. Ne ajite ne mübalağa ne de fazladan bizim eklediğimiz her ne ise onlarsız olanı makbul hayatın. Kendisi zaten öyle renkli, davetkar, bilinmezli, hakiki…

Umursamayım umursamayım diyorum ama keçinin sevmediği ot yanında bitermiş gibi ne fırtına yaptı hayat şu son zamanlar. Ya da ben yoruldum, ne bileyim biraz daha büyüdüm (bitmedi gitti), olgunlaştım durduğum yerden bakmak istemiyorum hayata. O hep aynı yerde, çevriliyiz ve asıl olan bizim pozisyonumuz. Hayatın aslı bile yavanlaşırken sanalında ne yapayım acaba deyip soruyorum ara sıra? Keyfim mi yok? Yok var aslında! Stabil, düz yolda gidiyorum, şimdilik…

Çatmak istiyorum biraz, öfkemi soğuttuklarıma ayrı sıcak tutup ilk fırsatta döküleceklerime ayrı. Öfke ile muhabbet aynı yerde aynı kalpte olmazmış, doğru doğru da zaten sabırlar boyu bekleyip öfkemi patlatanların kalbimde işi ne, yol geçen hanımı orası? (Nasıl lannn demek istedim ama olmaz, içimden dedim bir de yazdım ki samimiyet bozulmasın) Kimi tutsan elinde kalıyor gibi oluyor mu size de? Artık bunlar hep Amerka’nın oyunu deyip espriye mi vurmalı, GDO’lu gıdalar deyip kanser oldu milletten mi çıkmalı, bilemedim. Ya olur mu? Hadi gençler ne ise de yaşlı insanlarda ki riya, dünyaperestlik ne vuruyor insanı. Ölüm var, üstelik istatistiklere göre sen daha yakınsın, niye kucak açan tonton bir yaşlı olmayı tercih etmiyorsun da sonsuzluk iksiri bulmuş gibi tavırlar içindesin. Yaşlı dostlar çok kıymetlidir, serotonin, oksitoksin hepsini misafir şekeri gibi koyarlar avucunuza, öyle çok severim emektarlarımı… Öyle birilerinden kötülük mü gördün? Ben koleksiyonerim şu sıralar, her yaş cinsiyet ve çeşitte elimde mevcut. Tek iyi tarafı sen doğru kalmaya çalıştıkça için bir hoş oluyor, spor yorgunluğu gibi geliyor zamanla, sonu tatlı mı tatlı. E haliyle acık ego yapıyor, ne çektim de belli etmedim vay beni şeklinde bir kendini sıvazlama modeli…

Sevgili Dost,
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. 
Halbuki sevgi Ayrık otları gibi rastgele büyümemeli kalbimizde. İtinayla seçilmeli toprak; ağacı görmek istediğimiz yere ekilmeli tohum..
Yazın buharlaşmayacak, kışın donmayacak, sonbaharda yapraklarını dökmeyecek, yani hep aynı kalacak ya da hep artacak sevgi.
Altını görünce gümüşten, gümüşü görünce bakırdan vazgeçmeyecek.
Tagore gibi “ İstediğin zaman lambayı söndür. Senin karanlığını da tanır ve severim.” diyecek.
İstediğin zaman lambayı söndür. Ben senin karanlığını da tanır ve severim.. 


Ali Ural’ın bir şiiri, yazarlık atölyesinde çok şey öğrendim bu yıl kendisinden ama sadece yazmaya dair değil hayata ve hayata bakışa dair. Mesela ne kadar sığ bakıyorsun dedim çoğu zaman kendime, genelde ince düşünceli bulunduğum halde. Yok, bildiğin odun gibiymişim. Geçen hafta Kudüs idi yazı konusu, bir arkadaşın o diyarın çilesini çeken çocukları, Hanzala’yı anlatan yazısında çoğu kişi duygulandı, Hocamız’ın gözleri doldu. Ben de tık yok, anneyim, diğergamım hani? Anladım ki gereksizler doldurmuş kafamı fazlasıyla ve yollarımı tıkamış. Zor ağlarım ben hatta bazen ne olur ağlayayım derim, iki damla göz yaşı dökeyim de bir soluklanayım, ama yok. Ancak epey oldu bir sosyal medya vartasına düştüm, iki damla göz yaşım aktı, gözlerimi de içimi de yaktı. Dedim sen buralarda ne yapıyorsun, ruhun gücünü tükettiği menzillerde işin ne? Dostluğu ne güzel anlatmış Ali Ural. Böyle dostluklar hiç bir rüzgardan etkilenmez ama oraya varana kadar ne yol gidilir kim bilir? Dostluğa, insana inancım sürüyor ama darbeli, şimdilik pert değil. Özenerek sakladıklarım, ömürlüklerim hatırına…

Bazen diyorum tamamen gitmeliyim sanal alemden, kalp katılaşması derler ya boş işlerle doldurunca görsel hafızanı, bellek doluyor oysa bana en lazım şeylerden biri o. 30 bin küsur takipçili bir profesyonel fotoğrafçının 4. kez takip etmesinden sonra isyan edip, bakın bu kaçıncı, yeter yazdım. Yine geçen gün 4. kez takip edip, fotoğraf beğenen bir de bol emojili yorum bırakan bir hanım var, durmadan kendi fotoğraflarını çekip afili laflar yazıp koyuyor. İşin diğer yönü öğretmen, örtülü bir hanım. Bin küsur takipçini bilmem kaç K yapsan ne olur, edecek dolu bir lafın bir faydan yoksa ne kıymeti var? Sistemin yazılımı, okursan okurum (o da tam değil), takip edersen ederim hatta takip ediyormuş gibi yaparım ruhun bile duymaz… Zihinsel sürmenaj durumu var sosyal medyada, kaçınılmaz. Çünkü çok iletken, çok mikronik ötesi duyarlılıkta insan ruhunun bu kadarını taşıması zor. Acaba sosyal medya bir dirhem bal için bir çeki keçibonuzu çiğnemek mi? Sahici olmayan şeyler, insan fıtratına dokunuyor, farkında olsak da olmasak da… Ya sen de amma asosyalsin! Değilim, dost sohbetini arkadaşlarla bir yaz bahçesinde ya da kış gecesinde sıcak evde tabu oynayıp, gülmeyi özledim ben. O telefonları alıp atasım var. 

Sevgi var bir de, en çok ona üzülüyorum. Hesap kitaba yenik düşmüş, böyle bir değişik olmuş, erkenden çökmüş insan gibi yorgun sevgiler. Oysa çocuk olmak yakışır sevgiye hem masum hem enerjik hem hep aynı. Koptun sen diyenler olabilir, ne güzel kopuş. Başka neyle tutunuyoruz hayata? Kimisi çocukları kimisi sevdiği kimisi kedisi ile kimisi de soyut bir şeyleri yücelterek aleminde dolduruyor kalbini. 

Bazen de Begonvil Sokağı’ndan gideyim diyorum ama sevgiyle, aşkla yapılmış bir yığın şey var burada, ben nere sen ora deyip gönlünü alıyorum. 
Görüşmek üzere o zaman…