Benim annem bir balık ama babam değil… Bu yüzden küçükken çok zorluk çektim, çünkü böyle olan tek bendim. Sonra annem bir gün haydi taşınıyoruz, topla yosunlarını, mercanlarını, kabuklarını dedi. Şaşırdım, evimizi bırakıp nereye gidecektik acaba? Kendi eşyalarını da topladı, götürüp çılgın vatoza verdik. O günün birinde bize getirir, gideceğimiz yeri biliyor dedi. Son günlerimizde arkadaşlara, akrabalara ziyarete gittik, annem veda etmedi ama çok sevdiklerine uzun uzun baktı ayrılırken. Anladım ki biz gitmiyoruz belki kaçıyoruz…

 

Benim babam bir insan, annem söyledi. Hem öyle olmasa ben nasıl deniz kızı olurdum. Başım, gövdem insan belimden aşağısı balık. Hem insan gibi hem balık gibi yaşayabiliyorum ama sadece denizde. Annem başka yer olmaz tatlım, deniz bizim vatanımız bunu sakın unutma dedi. Deniz kızları koyuna gelmeden önce kendi şehrimizde çok sıkıntı çektim. Çocuklar alay etti, korktu hatta büyükler bile hep mesafeli durdu. Sanki hiç olmayan bir şey! Ama burası benim gibilerle dolu, sadece annesi balık olanlara yarım diyorlar. Ötekileştirmek için değil, böyle çok grup var. Herkes kendi özelliğine uygun yaşasın, mutlu olsun diye yapıyorlar bunu. Hepsini seviyorum, ait olduğum yere geldiğim için mutluyum ama annem yalnız kaldı. O güçlü bir yunus tıpkı diğerleri gibi güleç, enerjik, yardımsever, çok tatlı. Yalnız değilim sen varsın, bana yeter diyor. Buradaki yuvamıza hemen alıştım, haftalar sonra çılgın vatos eşyalarımızı da getirdi. Hep gün ışığı sızan bir kaya dibinde yeni evimiz, bir sürü de arkadaşım var.

Annemin dalgın dalgın yüzdüğü anlardan birinde sordum.
 
-Anne, nasıl oldum ben?
 
Uzun uzun baktı, yine unuttu galiba dedim. Ama sonra gözlerinin yeşillenmesinden anladım, ağlıyor. Başladı anlatmaya.
 
-Allah beni bir yunus olarak yarattığı için çok şanslıyım, hep şükrettim, yine denize gelsem yunus olmak isterdim. Diğer balıklardan farklı bir güç verilmiş bize. Pozitifiz, yardım severiz ve bunlar hep mutlu ediyor bizi. Çok genç bir yunustum, o gün yukarıda nasıl bir fırtına var dalıp çıktıkça eyvah diyorum, yukarıda kalanlara Allah yardım etsin. Sonra birden babanla karşılaştım, dalgalar arasında beni gördü ve gülümsedi, yanına gittiğimde bayılmıştı. Ne yapacağımı çok şaşırdım bir an. İyiliksever yaratıldığımız için ömrümüzde bir defa mucize kullanma hakkımız var. Bunu tüm yunuslar bilir, şimdi tam sırası dedim. Allah’ım nasıl olur bilmiyorum ama bu insanı kurtarayım ve hiç ayrılmayalım diye dua ettim. Sonra şimşek çaktı, gökyüzü ve deniz kristal bir aydınlığa büründü. Hızla derinlere daldım, babanı evimize götürdüm. Sonra O insan ben yunus olarak yıllarca beraber yaşadık, birbirimizi çok sevdik, sen doğdun. Baban bana ve sana bir zarar gelmemesi için bunu hep sakladı insanlardan ve hayatını tamamen değiştirdi. İnsanların aşk dediği şeyi yaşadık hem de sayısız engeller içinde. Bazen bencillik ettiğimi düşünüyorum, onu kurtarma dileğine hiç ayrılmayalım diye eklemeseydim bunlar olmayacaktı. Allah’tan sık sık unutuyorum bunu yoksa vicdan azabım çok olurdu.
 
Anneme kaç defa anlattırdım bunu, hep hevesle, yeniden yaşıyormuş gibi anlattı. Deniz kızı olmaktan, balık bir anne ve insan bir babanın çocuğu olmaktan mutluyum. Bazen yalnız bazen de arkadaşlarla kıyılara çok yaklaşıyoruz ama kendimizi göstermiyoruz. Fırtınalı bir günde bir insana yardım etmem gerekse ne yaparım bilmiyorum. Mucize hakkımı kullanacağım kesin, çünkü ben bir yunus kızıyım.
 
             …………………………………………………..
 
Bu bir ödev yazısı aslında, “Benim annem bir balık…” diye başlayıp yazacağız. Mucize Hakkı böyle oluştu. Mizah, fantastik ya da su gibi akan sevgi öyküleri yazmak isterim. Kafam kızarsa korku ya da gerilim de yazarım ona göre!
 

Herkese mucize hakkımızı iyi kullanalım diyorum. Harf dolusu sevgiler.