Sosyal medya iki kardeş, marifet ve zafiyet hanımlar, sürekli birbiri ile didişen kardeşler. Marifet hanım adı üstünde elinden her iş gelir, becerikli, hayır sever, yapar, kotarır, duyurur yine de benim demez o kadar da tevazu sahibi. Kimi zaman ilaç olur kimi zaman derman kimi zaman da filozof. Her eve lazım! Zafiyet hanıma hiç yanaşmamak gerek hem bilmiş hem narsist, göründüğü gibi değil, olduğu gibi de görünmüyor. Onun için de evlerden uzak demek en doğrusu. Bu iki hanımı çok iyi tanıyoruz, kardeş oldukları için Marifet hanım sürekli bize yardım ediyor, aksi halde sadece diğeri ile yaşamak mümkün değil…

Sosyal medya, Facebook ile başlayan, Twitter ile devam eden şimdilerde İnstagramile yoğunlaşan bir iletişim yolculuğu… Kurumsal ya da bireysel, hayatımızın içinde marifeti ve zafiyeti ile bizi etkiliyor. Sosyal medya bazen tek yürek olup hayırlarda bazen de algı yönetimi ile şerde birleşen güç. Sanal alemin içinde ve gerçeği birebir etkileyen bir tür enerji. Bütün kabahat sosyal medyada mı? Bu iletişim gücünü iyi ya da kötüye çevirmek bizim elimizde. Kendimize bir ayna tutuyoruz ama görmek istediğimizi, filtrelerle sunuyoruz. Beğeni, takip, tık trafiğinin baş döndürdüğü, herkesin kendisine özgü ışıklı bir sahnesinin olduğu bir yer sosyal medya. Gelecekte neler olur bilinmez ama şimdi ne seninle ne sensiz tadında online bir ilişkimiz var sosyal medya ile…

e-hastalıklar neler?

Son günlerde yeni terimler çıktı, ego sörfü de bunlardan biri. Kulağa ilginç geliyor ama başa gelmesi hiç istenmeyecek bir durum. Online narsizm de deniyor, kendi ismini internette sık sık aratıp, “Hımm bakalım dünya benim hakkımda ne düşünüyor?” diyerek yorumlara, paylaşımlara, beğenilere sörf yapmak.
Siberhondrik de yeni öğrendiğim bir terim, bu da hasta oldu mu hemen internetten araştıran, tedavi yöntemi ve ilaçları buradan öğrenen ve hatta uygulayanlara deniyor. Atalarımız, “İnsan kendi kendisinin doktoru olacak.” derken bu kadarını düşünememiştir sanırım.
 
Photolurking ise sosyal medyada başkalarının fotoğraflarına bakarken saatler geçirmek. Siz de benim gibi irkildiniz değil mi? Nezle, grip, hafif depresyon dışında ne hastalıklara bulaşmışız da haberimiz yok.
 
Cheesepodding terimini ilk duyduğumda, peynirli puding herhalde dedim, ama değil. İnternette iken sürekli mp3 indirenlere deniyor. Lezzet çağrışımlı, gereksiz bir dert. Dikkat!
Bunları öğrenince, telefonsuz duramayan nomofobikler, sosyal medyadan uzak kalınca neleri kaçırdım acaba kaygısıyla gerginleşen fomolar, çevresindeki herkese dedektif gibigoogle takibi yapanlar daha normal geldi. Facebook depresyonu ya da internet siniri denilen durumlara ise bünyeler alıştı, problem yok. Zamane fobileri neler derseniz, onu da yazdım. İtiraf ediyorum bir kısmını uydurdum ama maalesef hepsi yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Bir de peşimizi bırakmayan reklamlar var, peki sosyal reklam olamaz mı?.. Yazılı ve görsel medyada zaman zaman sosyal mesaj içeren kamu spotu veya sosyal reklamlar görürüz ya işte bunun gibi bir uygulama. Banner denilen reklam kutucuklarının, sosyal medya hesaplarında, sosyal mesajlar için kullanılabilir versiyonu yapılamaz mı?

Dijital detoks şart

İnternet varsa, hayatın önemli bir kısmını kapsıyorsa, e-ticaret, e-okul, e-devlet olduğu gibi sosyal medya da olacak, zamanla belki daha farklı türevleri de. Peki hayatı ıskalayıp, sadece e-hayatı yaşamaya başlarsak zafiyet geçirmiş olmaz mıyız? Kesinlikle öyle olur, marifet hanım bile yardımcı olamaz. E hastalıklar için önerilen ilk tedavi yöntemi ise dijital detoks. Girişimci ruhlara bir önerim var. DİDEM açmak… Dijital detoks merkezi aç, köşeyi dön. DİDEM seyahatleri, hafta sonu faaliyetleri ve dahası. Telefonum olmadan seyahat, etkinlik bunların anlamı yok ki, ne ile çekip paylaşacağım diyorsanız o zaman iki doz detoks! Benim durumum da iç açıcı değil whatsapp kullanmasam da, ara sıra dijital detoks yapsam da telefonun bir dakika bakar mısın sesine yine de kulak veriyorum bence. Bir arkadaşım her akşam detoks sepetine herkesin telefonlarını bırakıp sadece sohbet edip, kitap okuduklarından söz etmişti. Başlangıç için çok iyi bir yöntem, ilk zamanlar ee ne yapacağız şimdi şeklinde tatsız tepkiler verilse de giderek keyifli ve vazgeçilmez olabilir, denemeye değer.
Benim gibi dijital bir gölge ile yaşamak istemiyorum diyenlere duyurulur. Bir alışkanlığı değiştirmek için beynimizin asgari 21 güne ihtiyacı var, detokslarda sık geçen sayının sırrı bu, ancak hayatın içinde ihtiyaç olarak da var olan dijital aletlerle nasıl yaparız bunu? Önce dijital sepet sonraları off günleri, hafta sonu bir gün dijital tatil derken olmaz mı? Telefonuna değil de size bakan biriyle gün geçirmek ve elinde tablet telefonsuz çocuklarla aile tablosu, denemeye değer.
Hepimize kolay gelsin…